Geçtiğimiz ay finallerim vardı ve bütün derslerimi geçtim. Okuduğum bölüm 150 kredi olmasına karşılık 30 kredilik bir de yandal seçmem gerekiyor. Deneysel fizik seçmiştim fakat bunu iktisat ile değiştireceğim. Bunun haricinde bu ay tamamen dinlendim ve bugün itibari ile tekrardan çalışmaya başlayacağım.
Şubat 2026 ayında benim portföyüm -4.29% artmış. Bunun yanında S&P 500 -1.40%, DJ Emtia Endeksi 6.45%, Bitcoin -13.73% ve BIST 100 ise dolar cinsinden -0.26% artmış. Benim portföyümdeki düşüşün temel sebebi portföyümün SaaS hisseleri üzerine yoğunlaşması ve BİST yatırımlarım. Aslında Şubat ayının sonlarına kadar aşırı iyi gitmelerine rağmen son günlerde biraz tökezledi.
Şubat 2026, hem Türkiye hem de dünya genelinde jeopolitik gerilimlerin tırmandığı ve ekonomik dalgalanmaların yaşandığı oldukça hareketli bir ay oldu. Öne çıkan temel siyasi ve ekonomik gelişmeleri aşağıda bulabilirsiniz.
Pakistan-Afganistan Çatışması: İki ülke arasındaki gerginlik açık bir savaşa dönüştü. Pakistan ordusunun sınır ötesi operasyonları ve Kabil ile Kandahar gibi bölgelere düzenlediği hava saldırıları sonucunda yüzlerce kişi hayatını kaybetti. Hedef alınanlar arasında üst düzey Taliban yetkilileri de bulunuyordu.
Orta Doğu’da Yükselen Tansiyon: ABD’nin İran’daki askeri operasyonları ve Katar dâhil bölgesel müttefiklere yönelik saldırılar Orta Doğu’daki tansiyonu zirveye taşıdı. İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Katar Emiri ile görüşerek bölgesel güvenliğe destek mesajı verdi.
ABD İç Siyaseti: ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’ın ABD’yi vurabilecek balistik füze geliştirdiğine dair iddiaları, ABD istihbarat raporlarıyla yalanlandı. Ayrıca Yüksek Mahkeme’nin Trump’ın uyguladığı bazı gümrük tarifelerini hukuka aykırı bulması iç siyasette geniş yankı uyandırdı.
Aziz İhsan Aktaş Davası: Kamuoyunun yakından takip ettiği davada ara karar açıklandı. Mahkeme 7 kişinin tahliyesine karar verirken, aralarında CHP’li belediye başkanlarının da bulunduğu 17 kişinin tutukluluk halinin devamına hükmetti.
CHP İstanbul İl Başkanlığı: Parti içi tartışmaların odağındaki İstanbul İl Başkanlığı’nda Gürsel Tekin ve yönetiminin görevde kalmasına yönelik ihtiyati tedbir kararının devamı onaylandı.
İmralı Mesajı: DEM Parti heyetinin İmralı ziyareti sonrası, Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”nın yıldönümü vesilesiyle kaleme aldığı mesaj kamuoyuyla paylaşıldı. Mesajda, şiddet ve ayrışma siyasetinden demokratik entegrasyona geçiş vurgusu yapıldı.
Ticaret Savaşlarında Yeni Perde: ABD’nin gümrük vergilerini %15’e kadar çıkarma hamleleri ve Avrupa Birliği’nin transatlantik ticaret anlaşmasını askıya alma hazırlıkları küresel ticaretteki belirsizliği derinleştirdi.
Büyüme ve Enflasyon Dinamikleri: Birleşmiş Milletler raporlarına göre küresel ekonomik büyüme beklentisi %2,7 ile yavaş bir seyir izledi. Euro Bölgesi’nde ekonomik güven endeksi gerilerken yıllık enflasyon %1,7’ye düştü. Buna karşın, ABD ekonomisi %2,4’lük güçlü büyüme beklentisiyle nispeten dirençli kalmaya devam etti.
Emtia Piyasaları: Özellikle Orta Doğu’daki çatışmalar ve tedarik zinciri endişeleri sebebiyle petrol fiyatları şubat ayı içinde %13’ün üzerinde sert bir yükseliş kaydetti.
Enflasyon Beklentileri Aştı: Şubat başında açıklanan verilere göre, aylık tüketici enflasyonu (TÜFE) %4,84 ile piyasa beklentilerinin üzerinde gerçekleşti ve yıllık enflasyon %30,65 seviyesine oturdu. Gıda fiyatlarındaki artışlar bu yükselişte belirleyici oldu. Finansal Kurumlar Birliği’nin (FKB) anketine göre yıl sonu enflasyon beklentisi %25,54 olarak ölçüldü.
Dış Ticaret ve Cari Açık: 2025 yılı cari açığı 25,2 milyar dolarla tahminlerin üzerinde bir seviyede kapanırken, dış ticaret açığı 8,4 milyar dolar olarak gerçekleşti.
Sanayi Üretimi ve Bütçe: Sanayi üretimi aylık bazda %1,2 oranında ılımlı bir artış gösterse de, merkezi yönetim bütçesindeki açıklar ve rekor seviyelere ulaşan faiz harcamaları maliye politikalarındaki zorlukları gözler önüne serdi.
(Yapay Zeka kullanılarak özetlenmiştir.)
US Fon & Hisse
Geçtiğimiz aya kıyasla Mastercard ve Visa hisselerimi satıp Google, Amazon, Netflix ve Microsoft’a yatırım yaptım. Ayrıca VTI hisselerimi de VOO’ya geçirdim ve ZETA hisselerimin yarısını satıp IREN aldım. Portföyümdeki tekil hisselerin hepsi SaaS (Hizmet olarak Yazılım) şirketleri. Bu sektörün de büyük bir düşüşte olmasının sebebi, Antrophic adlı şirketin bu sektördeki şirketleri yapay zeka ile tasarlamanın mümkün olabileceğini açıklaması kısaca. Bu gerçekten çok ütopik ve bu nedenle satış yapmayı düşünmüyorum.
Bu ay üzüldüğüm iki nokta da ZETA ve IREN. Zeta geçen günlerde gerçekten çok güzel bir bilanço açıkladı ve o gün %10 civarında arttı fakat aldığım vakitten çok düştüğü için bir faydasını göremedim. IREN’i de almak çok istiyordum, erkenci davranıp aldım ve bilanço açıklandığı tarih piyasa dışı saatlerde inanılmaz düştü fakat ekleme yapamadım, ona üzülüyorum.
Anladım ki düşen bıçağı tutma konusunda çok aceleci davranmamak lazım ve düşen piyasada emin olsak bile alım yapmadan önce 1-2 gün artı kapanış görmek lazım.
Diğer Fon & Hisse
Diğer Fon & Hisselerimde ise ASML pozisyonumu %100’lük artışla kapattım. NVO’yu ise geleceğinden emin olamadığım için sattım, iyi ki de satmışım çünkü sattıktan sonra %15 daha düştü. VEU’yu anlık olarak sattım çünkü gerçekten, her ne kadar Avrupa’yı sosyolojik olarak ABD’den daha çok sevsem de, iş piyasalara ve şirketlere gelince hâlâ ABD’den daha iyisi yok. Gelecekte bu değişirse ben de tekrardan VEU alırım.
Portföyümün %5’lik kısmı Sabit Getiri Fonunda duruyor. Yine %5’lik kısmı (12.25% zarar ile) Bitcoin’de, %9’luk kısmı CS2’de ve %4’lük kısmı (19% kâr) ile Altında duruyor.
Portföy özetine geçmeden önce, anlık olarak aylık yatırımlarımı nasıl yönlendirdiğimi paylaşmak istiyorum:
Bir hisse, panik nedeniyle değerinin altına inse bile düşüş trendindeyken maliyet düşürmek risklidir. Bulutların dağılmasını ve fiyatın yataya sarmasını beklemek, en dipten almaktan daha güvenli bir stratejidir. Unutmayın, piyasalar büyük düşüşlerden sonra ölü kedi sıçraması yaparak yatırımcıyı yanıltabilir.
Nedeni bilinen değil, bilinmeyen düşüşten korkulmalı.
Nedeni belli olan düşüşler (örneğin Nisan 2025) yönetilebilir. Ancak Google, Amazon veya ASML gibi devlerin harika bilançolara rağmen sert satış yemesi, piyasanın irrasyonel bir evreye girdiğini gösterir. Bu durumlarda en iyi hamle, nakit pozisyonunuzu biraz arttırarak kenara çekilip izlemektir.
Bilanço döneminde eğer iyi açıklamalara rağmen hisseler düşüyorsa, alım yapılmamalı; beklenmeli.
Yukarıdaki madde ile iç içe bu madde de. Bilanço döneminde iyi açıklamalara rağmen hisselerin düşmesi demek, marketin irrasyonel davranması demek. Bu durumda yapılması gereken şey marketin irrasyonelliğinin geçmesini beklemek ve sonra alım yapmak. Piyasalar siz iflas edene kadar irrasyonel kalabilir.
Bilanço döneminde orta/küçük ölçekli ve volatil hisselerin alım/satımından uzak durulmalı.
Örnek olarak yine Iren’i vermek istiyorum. Bilanço açıklandıktan sonra %25’ten fazla düşüşe maruz kaldı, ardından bir gün içerisinde kendini toparlayıp artıya geçti.
Her zaman biraz da olsa nakit tutulmalı.
Volatilitenin ne zaman ve ne şiddette geleceği bilinemez. Portföyde her zaman bir miktar nakit bulundurmak, sadece bir güvenlik ağı değil, aynı zamanda ortalık sakinleştiğinde oluşacak fırsatlar için bir cephanedir.
Özetle marketlerin hızlıca düştüğü evrelerde; her ne kadar emin olduğunuz hisselerde maliyet düşürmek cazip gelse de, acele etmemek çoğu zaman daha kârlıdır. Beklemek size ya daha düşük bir maliyet ya da daha güvenli bir giriş noktası kazandırır.
“Önemli olan fiyatları en düşük anında yakalayabilmek değil, doğru anda alış ya da satış yapabilmektir. Borsanın düşeceğini düşünüyorsam ve satış yapmaya başladıysam, yaptığım her satış bir öncekinden daha düşük fiyata gerçekleşmelidir. Eğer satın alacaksam bunun tersi geçerlidir. Fiyatlar sürekli artıyor olmalıdır.”
Bir Borsa Spekülatörünün Anıları kitabını da bitirdim. Kitap çok detaylı ve kitabın ana kahramanının neredeyse her spekülasyon hareketini anlatıyor olsa da, bu kitaptan çıkarılması gereken çok önemli yerler var.
Aşağıdaki alıntıların ortak bir omurgası var: spekülasyonun dış dünyadan çok insanın kendi iç dünyasıyla ilgili bir mücadele olduğu gerçeği. Kitap boyunca anlatıcı, kaybetmenin nedeninin çoğu zaman yanlış tahmin değil, yanlış davranış olduğunu tekrar tekrar gösteriyor. Zararda ısrar etmek, kârı erken kesmek, başkasının fikrine sığınmak, “bir şey yapma zorunluluğu” hissetmek ya da umuda tutunmak… Bunların hepsi, piyasayı değil insanın kendisini yenememesinden doğan hatalar. O yüzden borsa ne ahlak dersi verir ne de teselli sunar; sadece sonucu ilan eder. Fiyatlar haklıyı ya da iyi niyetliyi değil, doğru zamanda doğru davrananı ödüllendirir. Bu yüzden yazar, hatalardan utanmayı değil, onları bir “okul ücreti” olarak görmeyi öğrenir. Asıl yıkıcı olan para kaybetmek değil, haksız çıkmaktır; çünkü haksız çıkmak insanın egosunu, özgüvenini ve muhakemesini kemirir. Kitapta spekülasyon, kumardan kesin bir çizgiyle ayrılır: kumar umuda dayanır, spekülasyon ise disipline, gözleme ve sabra. İnsan kendi zaaflarını tanımadan, korku ve umutla yer değiştirmeyi öğrenmeden, ne kadar zeki olursa olsun uzun vadede kaybetmeye mahkûmdur.
Bu alıntıların bir diğer güçlü teması ise genel trendin, tekil hikâyelerden her zaman daha önemli olduğu fikri. Yazar, fiyatların nedenlerini sorgulamak yerine ne yaptıklarına bakmayı seçer; çünkü piyasa her zaman haklıdır ve onunla tartışılmaz. Asıl para, küçük dalgalanmalardan değil büyük hareketlerden kazanılır. Bu da sabır, zamanlama ve çoğu zaman “hiçbir şey yapmamayı” bilmeyi gerektirir. Tüyolar, söylentiler, karizmatik insanlar ya da süslü gerekçeler yatırımcının en büyük düşmanlarıdır; çünkü insanı kendi düşüncesinden uzaklaştırır. Başarılı spekülatör, başkasının aklıyla değil kendi planıyla hareket eder ve ancak fiyatlar onu doğruladığında pozisyonunu büyütür. Yanıldığını fark ettiği anda ise inat etmeden geri çekilir. Bu bakış açısı, Bir Borsa Spekülatörünün Anıları’nı sadece bir borsa kitabı olmaktan çıkarıp insan doğasına dair sert ama dürüst bir metne dönüştürür. Kitabın özü şudur: Borsada kimse tüm oyunu yenemez, ama insan kendini yenmeyi öğrenirse uzun vadede ayakta kalabilir. Kazanç da zaten buradan gelir; fiyatlardan önce insanın kendi iç disiplinini inşa etmesinden.
Kitapta altını çizdiğim bütün sözlere geçmeden, kendimce en önemlilerini paylaşıyorum. Ardından da kitabı okurken önemli bulduğum her alıntıyı bulabilirsiniz:
“Hem doğru tahminlerde bulunan hem de sabırla yerinde oturmasını bilen insanlar ender bulunur. Bunu öğrenmesi kolay değildir. Ama borsada para kazanmanın tek yolu bu beceriyi edinmektir.”
“Küçük yaşta öğrendiğim bir ders de Wall Street’te her şeyin her zaman aynı oluşudur. Aynıdır, çünkü spekülasyon dünya kadar eski bir şeydir. Borsada bugün olan bir şey daha önce de olmuştur ve mutlaka gelecekte de olacaktır.”
“Bir spekülatörün en büyük düşmanı kendi içindedir. Umut ve korku insan doğasının ayrılmaz birer parçasıdır. (…) Başarılı bir borsacı bu iki güçlü duyguyla savaşmalı, doğal dürtü dediğimiz bu iki şeyi tersine çevirebilmelidir. Umut etmek yerine korkmalı, korkmak yerine umut etmelidir.”
“Borsada asıl kâr getiren ufak tefek oynamalar değil, genel hareketlerdir.”
“Bildiğimiz aptallar vardır, bunlar her şeyi yanlış yerde, yanlış zamanda yaparlar; bir de Wall Street aptalı vardır, her zaman bir şeyler alıp satması gerektiğini düşünür. Hiç kimse, her gün durmadan hisse alıp satacak şansa ya da bilgiye sahip olamaz.”
“Eğer Smith’ten gelen bir tüyoyla hisse senedi alıyorsam, o hisse senetlerini yine Smith’in tüyosuyla satmam gerekir. O zaman Smith’e bağımlı olurum. (…) Kimse başkasından duyduğu bir şeye güvenerek zengin olamaz.”
“Zarar etmek beni üzmez. Bir gecede unuturum. Ama o haksız çıkmak var ya, insanı yiyip bitiren şey, odur.”
“Olayı basite indirgemek gerekirse, fiyatların en az direnç görecekleri yöne doğru hareket ettiklerini söyleyebiliriz. Onlar için hangi yön en kolaysa o yöne doğru seyredeceklerdir.”
“Borsada pişmanlıkların temettüsü yoktur.”
Kitabın tamamından en önemli bulduğum yerler:
“En yanlış şeyi yaptım. Pamuk zarar ediyordu, ben satmadım. Buğday kâr getiriyordu, tuttum onu sattım.” “Borsada insan çok gaf yapabilir, ama hataların en büyüğü göz göre göre zarar etmektir. Unutmayın, zararın neresinden dönülse kârdır.”
Küçük yaşta öğrendiğim bir ders de Wall Street’te her şeyin her zaman aynı oluşudur. Aynıdır, çünkü spekülasyon dünya kadar eski bir şeydir. Borsada bugün olan bir şey daha önce de olmuştur ve mutlaka gelecekte de olacaktır. Bunu aklımdan hiç çıkarmadım.
Elbette dalgalanmalar nedensiz olmaz, ama bant, bu işin nedenini, nasılını sormaz. Hiçbir şey anlatmaz. Ben de ondört yaşındayken bu iniş çıkışların nedenini asla sormadım, kırk yaşımda bugün de sormam.
Bence borsanın en eğlenceli yanı, insanın kafasını kullanarak haklı çıkmasıdır.
Eğer cebimde on dolar varsa ve ben bunun tümünü riske atıyorsam, bankada milyonları olup da bunun bir milyonunu riske atan insandan daha cesurum demektir.
Ben hiçbir şeyi körü körüne yapmam. Huyum değildir. Hiçbir zaman da olmamıştır. Çocukken bile her yaptığım şeyin nedenini bilmek isterdim.
Kaybetmeme neden olan şey, ilk planımdan vazgeçmem, yani borsadaki göstergelerin duruma uygunluğunu denetlemeyi bırakmam oluyordu. Her şeyin bir zamanı vardır, ama o dönemde ben bunu bilmiyordum. İşte Wall Street’te kazananlarla kaybedenleri ayıran şey budur. Bildiğimiz aptallar vardır, bunlar her şeyi yanlış yerde, yanlış zamanda yaparlar, bir de Wall Street aptalı vardır, her zaman bir şeyler alıp satması gerektiğini düşünür. Hiç kimse, her gün durmadan hisse alıp satacak şansa ya da bilgiye sahip olamaz. Ben de bunun canlı bir kanıtıyım. Bandı deneyimlerimin ışığında okuduğum zamanlarda para kazanıyor, tamamen duygularımla hareket edince de kaybediyordum. Ben de herkes gibiydim. Tam karşımda fiyat tahtası duruyordu, insanlar banttan gelen fiyatları izliyor, bu arada ellerindeki makbuzların paraya ya da bir kâğıt parçasına dönüşmesine tanık oluyorlardı. Ben de arada sırada bu heyecanlı havaya kapılıyordum.
Unutmayın, bense daha çocuktum. O günlerde bugünkü aklım yoktu, oysa onbeş yıl sonra iki hafta boyunca değer kazanacağını hissettiğim bir hissenin otuz puan yükselmesini izleyecek, ancak o zaman hissenin güvenli olduğuna inanarak alım yapacaktım.
Ben borsada soğukkanlılığımı asla kaybetmem. Hiçbir zaman banttan gelen bilgilerin yanlış olduğunu iddia etmem. İnsan borsaya kızarak fazla yol alamaz.
O zaman da hisse senedi spekülasyonunun birkaç puanlık dalgalanmalar üzerinde oynamaktan ibaret olmadığını öğrenemezdim.
İnsanın acı deneyimlerden ders almayı öğrenmesi uzun sürer. Her madalyonun iki yüzü vardır. Oysa menkul değerler borsasının tek bir yüzü vardır, borsanın değer kazanması ya da kaybetmesi değildir önemli olan, önemli olan borsayı doğru değerlendirebilmektir. Nedense bunu anlamam, spekülasyonun daha teknik taraflarını öğrenmemden çok daha uzun sürdü.
Bu bana ertesi gün düello yapacak olan bir adamın öyküsünü hatırlatır. Yardımcısı ona, “İyi nişancı mısın?” diye sormuş. Adam da gayet alçakgönüllü bir tavırla yanıtlamış: “Yirmi adımdan bir kadehin ayağını vurabilirim.” Diğeri hiç istifini bozmadan vermiş cevabını: “İyi de o şarap kadehini beynine dolu bir tabanca dayamışken de vurabilir misin?”
Bugüne kadar uğradığım zararlar, bana çekilmek zorunda kalmayacağıma emin olana kadar saldırıya geçmemem gerektiğini öğretti.
Eğer bu oyunu kazanmaya niyetliyseniz, kendinize ve karar verme yeteneğinize güvenmelisiniz. Bu yüzden ben tüyo denen şeye inanmam. Eğer Smith’ten gelen bir tüyoyla hisse senedi alıyorsam, o hisse senetlerini yine Smith’in tüyosuyla satmam gerekir. O zaman Smith’e bağımlı olurum. Ya satma zamanı geldiğinde Smith tatilde olursa? Olmaz! Kimse başkasından duyduğu bir şeye güvenerek zengin olamaz.
Zaten biri çıkıp yöntemimin burada işe yaramayacağını söyleseydi bile ona kulak asmaz, bir de kendim denerdim. Hata yaptığıma ancak para kaybettiğimde inanırım ben. Haklı olduğuma da ancak para kazandığımda emin olurum. İşte spekülasyon budur.
Fiyatlar aniden tepetaklak düşecek, sonra da çok sağlam hisseleri çok iyi fiyattan alabilecektik. Borsa çok geçmeden toplarlanacak ve bu arada da doğru hisseyi seçmesini bilenler bol kâr edecekti.
Satmam gerektiğini düşünüyorsam satarım. Hisse senetlerinin değerinin yükseleceğini düşünüyorsam satın alırım. Beni kurtaran da bu genel spekülasyon ilkesine uymam oldu. Belli limitler içinde alım yapmak zorunda olsaydım, eski bucket-shop yöntemimin broker ofisine uyarlanmış kötü bir kopyası olurdu her şey. Borsa spekülasyonu nedir hiç öğrenemez, kısa deneyimime göre içime ne doğuyorsa onu yapardım.
Yine de beni en çok rahatsız eden şey bu yaşamdan vazgeçmek değil, borsayla ilgili tahminlerimde sürekli haksız çıkmaktı.
“Müşterisini zengin eden zengin olur,” deyişi eski ve çok doğru bir atasözüdür ama bu adamlar bunu hiç duymamışa benziyor, yalandan dolandan vazgeçmiyordu.
Ama artık bunun nedenini biliyordum. Çünkü hep zamansız alım satımlar yapıyordum, araştırma ve deneyime dayalı olan sistemim işe yaramadığı anlarda gidip gözü kapalı kumar oynuyordum. Kendimden emin değildim, işi şansa bırakıyordum.
Hisse senedinin davranışı olarak adlandırdığım bir şey vardır, o da bir hissenin geçmişte gösterdiği davranışı sürdürüp sürdürmemesi ile ilgilidir. Eğer bir hisse senedi tutarsız davranıyorsa en iyisi ondan uzak durmaktır, çünkü nerede neyin yanlış olduğunu bilmediğiniz için hissenin ileride hangi değere ulaşacağını da bilemezsiniz. Hissenin hastalığını teşhis edemezseniz, tedavi de mümkün olmaz.
Ama şimdi anlıyorum ki asıl hata borsa spekülasyonu ile kumarı birbirine karıştırmış olmamdı.
Yükselme beklentisi olan borsada acemi çaylaklar borsanın kurallarını bilmedikleri için işi şansa bırakarak körü körüne alım yaparlar.
“Tamam, ben de borsanın yükseleceğini sizin kadar biliyorum. Ama şimdi o elinizdeki hisseleri satıp sonra değerleri düşünce geri almanın tam zamanı. Bundan siz kârlı çıkacaksınız.” “Evladım,” dedi Partridge, canının ne kadar sıkkın olduğu belliydi -“evladım, eğer o hisseyi şimdi satarsam, daha fazla kâr etme fırsatını kaybederim.” Elmer Harwood başını sallayarak bana doğru yöneldi. Benden anlayış beklediği belliydi. “Ne diyebilirim ki?” diye fısıldadı kulağıma. “Ne denir şimdi buna?” Ben susmayı tercih ettim. O devam ediyordu: “Ona Climax Motors’la ilgili bir tüyo verdim. Gitti beşyüz hisse aldı. Yedi puan kâr etti, sonra ben ona hisseleri satıp artık çoktan zamanı gelen düşüşten kurtulmasını söylediğimde bana ne diyor? Eğer şimdi satarsa kâr edemezmiş. Bu söze ne denir?” “Özür dilerim Bay Harwood, ben kâr edemem demedim. Daha fazla kâr etme fırsatını kaybederim dedim,” diye araya girdi bizim Hindi. “Siz de benim yaşıma gelince, benim geçtiğim yollardan, atlattığım paniklerden, iniş çıkışlardan geçince anlayacaksınız. Daha fazla kâr etme fırsatını kaçırmayın, buna kimsenin gücü yetmez, John D. Rockefeller’in bile. Umarım hisse fiyatı düşer ve siz de sattıklarınızı daha iyi bir fiyattan geri alırsınız, ama ben yılların deneyimi ile hareket etmek zorundayım. Bu deneyim bana çok şeye maloldu ve artık bir kez daha her şeye sıfırdan başlamak istemiyorum. Ama inanın size çok müteşekkirim. Borsa yükseliyor biliyorsunuz.” Sonra da arkasını dönüp gitti, Elmer şaşkınlık dolu gözlerle arkasından bakakalmıştı. Bay Partirdge’in söylediklerini o zaman pek anlayamamıştım, ama borsa hakkındaki tahminlerim doğru çıksa bile, yeterince para kazanamayınca sözlerini bir kez daha düşündüm. Düşündükçe o yaşlı adamın ne kadar zeki olduğunu daha iyi anladım. O da gençken aynı hataları işlemişti ve kendini çok iyi tanıyordu. Kendisine zararlı olduğunu bildiği zaaflarına kolay kolay teslim olmuyor ve böylece pahalı pişmanlıklardan uzak duruyordu. Bay Partridge’in “Borsa yükselecek biliyorsunuz,” demekle neyi kastettiğini anlamak benim için çok önemli ve öğretici bir adım oldu. Söylemek istediği şey, asıl kârın ufak tefek dalgalanmalardan değil, borsadaki temel hareketlerden geldiği, yani banttan gelen fiyatlara değil, borsadaki genel koşullara ve eğilime bakmak gerektiğiydi.
Hem doğru tahminlerde bulunan hem de sabırla yerinde oturmasını bilen insanlar ender bulunur. Bunu öğrenmesi kolay değildir. Ama borsada para kazanmanın tek yolu bu beceriyi edinmektir.
Borsa yükseliyorsa önce hisse senetleri alınır, bir süre sonra da düşme beklentisi oluşunca hisseler satılır. Bunu yapabilmek için genel koşullara dikkat etmek ve tek tek hisselerle ilgili özel faktörlere ya da tüyolara kulak asmamak gerekir. Borsada genel bir düşüş yaşanacağını hissettiğiniz anda elinizdeki bütün hisseleri satın, sonra da koşulların tersine dönmesini bekleyin. Bunu yapabilmek için zeki ve öngörüşlü olmanız gerekir, yoksa bu söylediğim, “ucuza alıp pahalıya sat” gibi basit bir öğüt olarak algılanabilir.
Kendi kararlarına güvenemeyen biri borsada başarılı olamaz. Benim bunca yılda borsada öğrendiğim tek bir şey var: genel koşulları incelemek, belli hisse senetlerini almak ve ondan sonra da bunları kolay kolay elden çıkartmamak. Artık tek bir sabırsızlık belirtisi bile göstermeden beklemeyi öğrendim. Bir hissenin değerinin düştüğünü görünce hiç telaşlanmıyorum, çünkü bunun geçici olduğunu biliyorum. Bir keresinde yüzbin hisse kısa duruma geçmiştim. Borsanın pek yakında yeniden yükselmeye başlayacağını biliyordum. Bu yükselişin kâğıt üzerinde bana bir milyon dolar kâr getireceğinin de farkındaydım. Yine de hiç istifimi bozmadan bekledim ve kâğıt üzerindeki kârımın yarısının silinip gittiğine tanık oldum. Bu arada kısa pozisyondan çıkıp açıklarımı kapatmak aklıma bile gelmedi. Bunu yaparsam pozisyonumu kaybedeceğimi ve bunun da gelecekteki kârlarımı engelleyeceğini biliyordum. Borsada asıl kâr getiren ufak tefek oynamalar değil, genel hareketlerdir.
Bu hikâyelerden bazılarını arkadaşlarıma anlattım, onlar da bana bu duyguların sezgi olmadığını, bunların sürekli aktif olan bilinçaltımın, yani yaratıcı aklın bir dışavurumu olduğunu söylediler. Sanatçılara farkında olmadan bazı şeyleri yaptıran akıl bu bilinçaltıdır işte. Belki de bende bu bir birikimdi, ayrı ayrı önemli olmayan, ama bir araya geldiğinde beni etkileyen faktörlerin bir bileşimiydi.
Zaten borsa yüksekse halk hiçbir zaman felaket haberlerine göre karar vermez. Eğer borsada düşme eğilimi varsa durum değişir, o zaman felaketler düşüşü hızlandırır.
Yalnızca tüyolara boş verip kendi düşüncemde diretmeyi öğrenmedim, aynı zamanda kendime güvenim arttı ve eski alım satım yöntemimin son kırıntılarını da üzerimden atmış oldum. Saratoga deneyimi, keyfi, deneme yanılma yoluyla süren son olay oldu. O günden sonra tek tek hisse senetlerine değil, borsanın genel ortamına bakmaya başladım. Böylece borsacılık okulunda sınıf atlamış oldum. Ama bu benim için uzun ve zor bir aşama oldu.
Eğer borsada genel bir düşüş varsa, bütün hisselerin fiyatları düşer, genel bir yükseliş varsa yükselir. Ancak diyelim ki bir savaş yaşanıyorsa ve borsa bu yüzden düşmüşse; bu silah hisselerinin de düşeceği anlamına gelmez. Ben genel durumlardan söz ediyorum. Ancak ortalama bir yatırımcı borsadaki genel düşüş ya da yükselişlerle ilgilenmez. Bu yatırımcı hangi hisse senedini satması ya da alması gerektiğini bilmek ister. Hazıra konmaktır niyeti. Yan gelip yatmak ister. Kafasını fazla yormak istemez. Yerde bulduğu parayı saymak bile zor gelir ona.
Önemli olan fiyatları en düşük anında yakalayabilmek değil, doğru anda alış ya da satış yapabilmektir. Borsanın düşeceğini düşünüyorsam ve satış yapmaya başladıysam, yaptığım her satış bir öncekinden daha düşük fiyata gerçekleşmelidir. Eğer satın alacaksam bunun tersi geçerlidir. Fiyatlar sürekli artıyor olmalıdır. Fiyatlar artarken satın almak, düşerken de satmak benim yöntemimdir. Diyelim ki ben hisse senedi alacağım ve 110’dan ikibin adet hisse aldım. Eğer ben satın aldıktan sonra hisse sendinin fiyatı 111’e çıkarsa demek ki, en azından o an için, yaptığım işlemde haklıyım, çünkü hisse fiyatı bir puan arttığına göre kâr etmiş sayılırım ve kâr ettiğim için gidip ikibin hisse daha alırım. Eğer borsa hâlâ yükseliyorsa, tekrar ikibin hisselik bir alım yaparım. Diyelim ki fiyat 114’e çıktı. O an için bunu yeterli olduğunu düşünüyorum. Şimdi elimde bir hisse senedi bazı oluştu. Ortalama 111 3/4’ten altıbin hisse senedi satın aldım ve şu anda hisse fiyatı 114. O an için daha fazla hisse almak istemiyorum. Oturup bekliyorum. Hisse fiyatı elbet bir noktadan sonra düşecek diye düşünüyorum. Bu düşüşten sonra borsa fiyatı nasıl toparlayacak diye merak ediyorum. Büyük bir olasılıkla, bu düşüş benim yaptığım üçüncü alımdan sonra gerçekleşecek. Diyelim ki fiyat 114’ten 112 1/4’e düşecek, sonra tekrar artacak. Fiyat tekrar 113 3/4’e çıktığı anda borsadan dörtbin hisse alma emri veriyorum. Eğer o dörtbin hisseyi 113 3/4’e alabiliyorsam, yanlış giden bir şeyler olduğunu anlıyorum ve bir deneme satışı yapmaya karar veriyorum, yani bin hisse senedini satışa çıkarıyor, borsanın buna nasıl tepki verdiğini izliyorum. Ancak diyelim ki fiyat 113 3/4 iken verdiğim dörtbin hisselik alış emrinden sonra ikibin hisseyi 114’e, beşyüz hisseyi 114 1/2’ye, geri kalanını da daha yüksek fiyatlara alabiliyor, son beşyüz hisse için de 115 1/2 ödüyorum. Artık kesinlikle haklı olduğumu anlıyorum. Hisse senedini alış koşullarım bana o anda o hisseyi almakta haklı olup olmadığımı gösteriyor -elbette bu arada borsanın genel durumunu iyice değerlendirdiğimi ve borsanın artma eğilimi içinde olduğunu varsayıyorum. Ben hiçbir hisseyi fazlasıyla ucuza ya da fazlasıyla kolay satın almak istemem.
Başkan, “Dostum,” diye açıklamaya başlamış, “Senin bana doğruyu söylediğinden bir an bile kuşkulanmadım. Ama bu haberi H. O. Havemeyer sana kendisi bile söylemiş olsaydı, aynı şeyi yapardım. Gerçekten de H. O. Havemeyer ve arkadaşlarının o hisseleri senin söylediğin gibi alıp almadıklarını anlamanın tek bir yolu vardır, o da benim yaptığımı yapmaktır. İlk onbin hisse gayet kolay satıldı. Ama durum hakkında fazlaca bilgi vermiyordu bu. İkinci onbin hisse anında gitti, hem de borsa yükselmeye devam ediyordu. Demek ki birileri satılan her hisseyi hemen almaya hazırdı. Bu alıcıların kim olduğu şu anda pek de önemli değil. Ben artık kısa pozisyondan çıktım, elimde onbin hisse var ve bana verdiğin bilginin doğru olduğuna inanıyorum.”
Eğer uzun vadeli ve yüksek miktarda alımlar yapıyorsanız bunu aklınızdan hiç çıkarmayın. Bir yatırımcı önce genel koşulları inceler, sonra kendine bir plan yapar ve sonra harekete geçer. Diyelim ki planı gerçekleşir ve büyük kâr elde eder, ama kâğıt üzerinde. Bu yatırımcı hisselerini canı isteyince satamaz. Borsanın ellibin hisseyi alması yüz hisseyi almasından çok daha zor olacaktır. Bu yatırımcı kendisi için bir piyasa oluşana kadar beklemek zorundadır. Derken hisseleri için bir alıcı kitlesi oluştuğunu farkeder. O kitleye hemen ulaşmalıdır. Zaten belli bir süredir beklemektedir. Hisseleri o isteyince değil, satabildiği zaman satmak zorundadır.
Ancak ilk işlemden sonra kâr etmemişseniz, asla ikinci bir işleme girmeyin. Beklemeyi tercih edin. İşte bu noktada fiyatları çok iyi izleyin, bir sonraki işlemi ne zaman başlatacağınızı böyle anlayacaksınız. Her şey doğru zamanlamaya bağlıdır. Bunun önemini anlamam uzun yıllar sürdü. Ayrıca bana yüzbinlerce dolara maloldu.
1906 yazında Saratoga’da yaşadığım Union Pacific olayı beni tüyolardan ve boş laflardan iyice soğuttu, yani ne kadar iyi niyetli ve deneyimli olurlarsa olsunlar, başkalarının fikirlerine ve tahminlerine kulak asmamayı öğretti.
Borsa en beklemediğiniz anda, üstelik de sizin mantığınıza ters bir biçimde hareket etti diye ona kızmak, zatürre oldunuz diye akciğerlerinize kızmaya benzer.
Doğal olarak, en iyisi yükselen bir borsada hisse senedi satın almak, borsa düşerken de satmaktır. İnsana fazlasıyla basit geliyor, değil mi? Ama bu ilkeyi anlamak yetmez, uygularken birçok olasılığı göz önünde bulundurmak gerekir. Bu temel ilkeye göre alım satım yapmayı öğrenmek benim uzun süremi aldı.
Eğer insan hiç hata yapmazsa bir ay içinde dünyayı ele geçirebilir. Ama yaptığı hatalardan ders almazsa dünyada dikili bir ağacı bile olmaz.
Eskiden bulduğum bir teoriye göre bir hisse 100, 200 ya da 300 sınırını ilk kez aştığında fiyat yuvarlak rakamda durmaz ve daha da yukarı çıkar, bu yüzden hisseyi sınırı geçer geçmez alırsanız mutlaka kâr edersiniz. Temkinli davranan yatırımcılar bir hisseyi fiyat rekoru kırdıktan sonra satın almazlar. Ama ben geçmişte bu teorimi uygulayarak çok kâr ettim.
Para ancak çalışarak kazanılır. Çok para kazanmak içinse doğru zamanda haklı çıkmak gerekir.
Ama en büyük kazancım parayla satın alınamayacak bir şeydi: Haklı çıkmıştım, ileriye bakmasını bilmiş, ayrıntılı bir plana göre hareket etmiştim. Büyük paralar kazanmak için ne yapmam gerektiğini öğrenmiştim, artık kumarbazlar safhında değildim. Sonunda borsada kafamı kullanarak oynamayı öğrenmiştim. Bu, benim için unutulmayacak bir gün oldu.
Size ilginç bir şey söyleyeyim: Bir borsacı hata yaptığını bile bile hata yapabilir. Bu hataları yaptıktan sonra, kendi kendine niye yaptığını soracaktır. Sakin kafayla bir süre düşündükten sonra, bu hataları nasıl, ne zaman, işlemin hangi anında işlediğini anlayabilir, ama neden işlediğini asla anlamayacaktır. Kendi kendine kızacak ve ondan sonra da bir daha bu konu üzerinde düşünmeyecektir.
Zarar etmek beni üzmez. Bir gecede unuturum. Ama o haksız çıkmak var ya, insanı yiyip bitiren şey, odur.
Genç ve normal bir insan, yoksul olduğu günleri çabuk unutur. Ama zengin olduğu günleri unutması biraz daha uzun sürebilir. Bunun nedeni paranın yeni gereksinimler ortaya çıkarması ve eski gereksinimleri de artırmasıdır.
Ucuz bir araba alırken düşünüp taşınır da servetinin yarısını borsaya yatırırken bir an bile duraklamaz.
Borsayı izlerken, borsa deyince banttan gelen fiyatları kastediyorum, tek bir amacınız olmalıdır: fiyat eğilimini saptamak. Fiyatlar bildiğiniz gibi karşılaştıkları direnişe göre aşağı ya da yukarı doğru hareket ederler. Olayı basite indirgemek gerekirse, fiyatların en az direnç görecekleri yöne doğru hareket ettiklerini söyleyebiliriz. Onlar için hangi yön en kolaysa o yöne doğru seyredeceklerdir, yani artışın önünde az direnç varsa yükselecek, düşüşün önünde az direnç varsa ineceklerdir.
Açık görüşlü olan ve biraz ilerisini görebilen bir kişi bu eğilimi rahatlıkla görebilir, ancak insan her şeyi kafasındaki önyargılara göre algılıyorsa, bu biraz zor olabilir.
Spekülatör yatırımcı değildir. Amacı yatırdığı paraya yüksek faizle gelir sağlamak değil, spekülasyona girdiği hisselerin fiyatlarındaki düşüş ya da artışlardan kâr etmektir.
Uygulamada da alım satımlarınızı benim bahsettiğim yöntemle yaparsanız, göreceksiniz ki borsa kapanışından açılışına kadar geçen süre içinde yayılan önemli haberler mutlaka size fiyatın hangi yöne seyredeceği konusunda bir bilgi verecektir.
Borsanın durgun olduğu, fiyatların ancak dar sınırlar içinde oynadığı dönemlerde bir sonraki büyük hareketin ne yönde olacağını tahmin etmenin bir anlamı yoktur. Yapılması gereken şey borsayı izlemek, fiyatların alt ve üst sınırlarını belirlemek ve ondan sonra da fiyatlar bu sınırları aşana kadar alım ya da satış yapmamaya karar vermektir. Spekülatörün işi borsadan para kazanmaktır, fiyatlarla inatlaşarak mutlaka kendi düşündüğü yönde seyretmelerini sağlamak değil. Asla fiyatlarla kavga etmeyin ya da fiyatların niye şu ya da bu düzeyde olduğunu sorgulamaya çalışmayın. Borsada pişmanlıkların temettüsü yoktur.
Belli sınırlar içinde dalgalanırken buğdayın neden böyle davrandığını açıklayamazdım. Fiyatın sınırları aşarken 1,20 doların üzerine mi çıkacağını, 1,10 doların altına mı ineceğini de önceden kestiremezdim. Gerçi içten içe fiyatın yükseleceğini düşünüyordum, çünkü dünyada fiyatları düşürecek kadar bol bir buğday hasadı yaşanmamıştı. Daha sonra anlaşıldığına göre Avrupa bizden sessiz sedasız buğday almaktaymış, birçok borsacı da 1,19 dolar civarında kısa pozisyona girmiş. Avrupa’dan yapılan alımlar ve diğer bazı nedenler yüzünden yüksek miktarda buğday piyasadan çekilmiş ve sonunda beklenen büyük hareket başlamış. Böylece fiyat 1,20 dolar sınırını aştı. Benim beklediğim işaret buydu. Fiyat 1,20 doları aşınca anladım ki, nihayet sınırın ötesine doğru yükseliş başlıyordu. Diğer bir deyişle, fiyat 1,20 doları aşınca direncin en az olduğu yön de belirlenmiş oluyordu. Böylece borsanın seyri de değişiyordu.
İlginçtir, birçok deneyimli borsacı kendilerine hisse senedi alırken yüksek fiyattan almaya, satarken düşük fiyattan satmaya çekinmediğimi, gerekirse hiç satmadığımı söyleyince şaşırır. Herkes fiyatların seyrine göre alım ya da satış yapsa, son direnç sınırı kırılana kadar beklese, borsada kaybeden olmazdı. İyi bir borsacı elindeki bütün kozları aynı anda oynamaz. Yavaş yavaş alır, yavaş yavaş satar. Önce alacağının beşte birini alır. Eğer kâr etmemişse almaya devam etmemelidir, bu onun yanlış adım attığını gösterir, en azından o an için yanılıyordur.
‘Yarış bitene kadar galibi kimse bilemez!’
Ben bazen spekülasyon işinin doğaya aykırı bir iş olduğunu düşünürüm, çünkü borsada spekülasyon yaparken insan kendi doğasına karşı mücadele vermelidir. İnsanların zaafları borsada onları yer bitirir. Bu zaaflar onları insan yapan, başkaları tarafından sevilmelerini sağlayan ve menkul değerlere ya da hammadde piyasaları dışında hiç de tehlikeli olmayan zaaflardır. Bir spekülatörün en büyük düşmanı kendi içindedir. Umut ve korku insan doğasının ayrılmaz birer parçasıdır. Borsa size karşı işlemeye başladığında, hep her günün son gün olduğunu umar ve bu umudunuz yüzünden biraz daha zarar edersiniz. Oysa nice ulus umut sayesine ayakta kalabilmiş, devlet adamlarına elde ettikleri başarıları hep umut getirmiştir. Borsa sizin lehinize işlemeye başlayınca da korkmaya başlar, ya yarın zarar edersem diye düşünürsünüz ve zamanından önce satarsınız elinizdeki hisseleri. Korku, elde edebileceğiniz kazancı sınırlar. Başarılı bir borsacı bu iki güçlü duyguyla savaşmalı, doğal dürtü dediğimiz bu iki şeyi tersine çevirebilmelidir. Umut etmek yerine korkmalı, korkmak yerine umut etmelidir. Zararının daha da büyümesinden korkmalı, kârlarının daha da artmasını ummalıdır. Ortalama insan ise bunun tam tersini yapar ve bu yaklaşımla borsada oynamak tehlikeli bir kumara benzer.
İnsan belli bir zamanda bir hisseyi ya da bir hisseler grubunu altedebilir, ama bütün borsayı asla! İnsan pamuk ya da· zahire alarak kâr edebilir, ama kimse pamuk ya da zahire borsasını altedemez. At yarışları gibi. İnsan bir at yarışını kazanabilir, ama bütün at yarışlarını asla! Bu söylediklerimi size nasıl daha iyi anlatabilirim, bilmiyorum. Aksini söyleyenlere inanmayın. Ben söylediklerimin doğru olduğunu ve tersini kimsenin kanıtlayamayacağını çok iyi biliyorum.
İnsan bir işte yıllarını geçirince kendisine göre bazı âdetler ediniyor, oysa acemiler için durum tümüyle farklı. Profesyonellerle amatörler arasındaki fark da bu işte. Borsada kâr mı zarar mı edeceğinizi belirleyen şey, olaylara bakış açınızdır. Halk, kendi çabalarını yüzeysel bir bakış açısıyla değerlendirir. İnsanın egosu ilk fırsatta araya girer, derinlemesine ve kapsamlı düşünmeyi engeller. Profesyoneller ise parayı düşünmeden doğru şeyi yapmakla ilgilidirler, çünkü doğru hareket ettikleri anda paranın kendiliğinden geleceğini bilirler. Bir borsacı, oyunu profesyonel bir bilardocu gibi oynar, yani dikkatini ilk vuruşa yönlendirecek yerde, uzun vadeli düşünür. Bu oyun tarzı bir alışkanlık halini alır.
Palm Beach’te herkes Thomas’ın mart pamuğunda girdiği pozisyonun çökmesinden bahsediyordu. Biliyorsunuz söylentiler ağızdan ağıza dolaştıkça yayılır, abartılır, bilgiler çarpıtılır, haberler değiştirilir. Benim hakkımda çıkan bir söylenti, yirmidört saat içinde söylentiyi ilk çıkaran kişiye geri geldiğinde, öyle şişirilmiş, öyle ayrıntılar eklenmiş ki o kişi bile bunun aynı söylenti olduğunu anlamakta güçlük çekmiş.
Ben para kazanmaya o kadar alışığım ki hata yaptığımda aklıma gelen ilk şey para kaybetmem olmaz. Ben her zaman oyunun kendisiyle, nedenlerle ilgilenmişimdir. Öncelikle, kendi sınırlamalarını ve alışkanlıklarını sorgulayan bir insanım. İkinci olarak da aynı hataya ikinci kez düşmek istemem. İnsan ancak ders alarak kâra çevirebildiği hataları affettirebilir.
İnsanı inandıklarından vazgeçirmek kolay değildir ama bir belirsizlik ve kararsızlık duygusuna sürüklemek kolaydır. Bu da daha kötü bir şeydir, çünkü o zaman insan borsada kendine güvenerek, huzur içinde oynayamaz.
Bu, meslek hayatımın en aptalca adımı oldu. Kendi gözlemlerim ve çıkarımlarım doğrultusunda başarılı ya da başarısız olacak yerde, bir başkasının fikirlerine göre hareket etmeye başladım. Başıma gelecekleri fazlasıyla hak etmiştim. Borsanın yükseleceğine gerçekten inanmıyordum ama yine de hisse aldım, üstelik hisseleri deneyimlerimin bana öğrettiği yönteme göre de almadım. Doğru oynamıyordum. Thomas’ı dinleyerek ölüm fermanımı imzalamıştım.
Borsada insan çok gaf yapabilir, ancak hataların en büyüğü göz göre göre zarar etmektir.
Bana milyonlara malolan bir diğer ders de, karizmatik bir insanın inandırıcı konuşmalarla herkesi etkileyebileceğini ve bunun da bir borsacının en büyük düşmanlarından biri olduğunu görmekti. Ne yazık ki aynı dersi yalnızca bir milyon dolar kaybederek de alabilirdim. Ama ne yaparsınız ki bazen derslerin bedelini kader belirliyor. Kader insana dersini verip ondan sonra da faturayı çıkarıyor, siz de miktarı ne olursa olsun ödemek zorunda kalıyorsunuz.
Hayatlarını borsadan kazanmaya kararlı olanların çoğu, yavaş yavaş ellerindekini avuçlarındakini de tüketirler.
Wall Street’te bir araba, bir bilezik, motorlu bir tekne ya da bir tablo almak için borsada oynayıp da kaybetmeyen tek bir insan bile bulamazsınız.
İnsan ani bir ihtiyaç için borsadan para kazanmaya çalışırsa ne yapar? Kendini umuda kaptırır. Kumar oynar. Bu yüzden zekâsını kullanarak spekülasyon yaparken atılmayacağı risklere atar kendini ve soğukkanlılıkla borsanın genel koşullarını incelemesi gerektiğini unutur.
İnsan borsada para kazanmak istiyorsa, kendisini çok iyi tanımalı. Benim ne kadar aptal olabileceğimi anlamam benim için çok önemli bir adım oldu. Bazen bedeli ne olursa olsun, insanın gelecekte daha akıllıca hareket etmesini sağlayacak her ders yararlıdır, diye düşünüyorum. Birçok insan gözleri kendi başarılarıyla kör olduğu için büyük hatalar işleyebiliyor. Kendini başarının büyüsüne kaptırmak herkes için her yerde, özellikle de Wall Street’te çok pahalı bir hastalıktır.
Birileri bana, aynı zamanda Williamson’un çok yakın dostu olan, National City Bank’in eski müdürü James Stillman’ın kendisine herhangi bir teklif getiren herkesi hiç konuşmadan, ifadesiz bir yüzle dinlediğini anlatmıştı. Karşısındaki kişi sözlerini bitirdikten sonra, Stillman sanki sözleri bitmemiş gibi ona bakmaya devam edermiş. Böylece karşısındaki, biraz daha konuşması gerektiğini hissederek bir şeyler daha söylermiş. Sadece karşısındakini dinleyerek ve ona bakarak Stillman düşündüğünden de fazlasını alabiliyormuş. Bu şekilde bankası için çok avantajlı anlaşmalar yapmış.
Aklı başında bir insan, kendisine iyilik yapanlara müteşekkirdir, ama bu duygunun kendisine ayak bağı olmasına izin vermez.
Zarar etmek beni üzmedi. Ben ne zaman borsada para kaybetsem karşılığında bir ders aldığımı düşünürüm. Zarar ettiysem karşılığında deneyim kazanmışımdır, yani kaybettiğim parayı aslında okul ücreti gibi kullanmışımdır. İnsan sürekli deneyim kazanır ve bunun karşılığını ödemek zorundadır.
Bir borsacının sınırsız zaafı olduğunu öğrenmiştim. Benim Dan Williamson’a karşı tutumum, bir beyefendiye yakışan bir davranıştı, ama kendi kararlarının tersine hareket etmek, gerçek bir borsacıya hiç yakışmıyordu. Borsada zorunlu nezakete yer yoktur, çünkü fiyatlar soylu davranışları değil, isabetli kararları ödüllendirir. Yine de ben farklı davranamayacağımı biliyordum. Sadece borsaya gireceğim diye karşımdakini ezip geçemezdim. Ama iş iştir ve benim de spekülatör olarak işim her zaman kendi kararlarıma bağlıdır.
Bir borsacı borsanın genel koşullarını incelemenin, hisselerin geçmişteki performanslarını akılda tutmanın, halkın psikolojisini ve brokerlerinin sınırlamalarını gözetmenin yanı sıra kendini çok iyi tanımalı ve kendi zaaflarına karşı koymasını bilmeli.
Derken birden bire, ben her geçen gün servete biraz daha yaklaşırken Lusitania olayı yaşandı ve fiyatlar düştü. Arada sırada böyle olaylar insanı kendine getirmek için iyidir. Kimse borsanın tam olarak ne getireceğini bilemez, her zaman bir kaza payı bırakmak gerekir. Bazıları Lusitania’nın torpillenmesi olayının profesyonel borsacıları fazla sarsmadığını, haberi zaten Wall Street’e yayılmadan çok önce duyduklarını söylerler.
bazen para kazanmamak insanın elinde değildir, yağmurda şemsiyesiz çıkıp kuru kalmanın mümkün olmadığı gibi.
Borsada genel bir yükseliş yaşanırken bütün fiyatlar sürekli tırmanır. O nedenle bir hisse senedi genel trendin tersine giderse, bunun o hisse senedine özgü bir olumsuzluktan kaynaklandığı düşünülür. Deneyimli bir borsacı bir şeylerin ters gittiğini hemen anlar. Fiyatların gidişine göre çıkarımlar yapar ve borsa alarm zilleri çalmadan önce uyarıyı alıp elindeki hisseleri satar.
Unutulmaması gereken bir diğer şey ise şudur: Asla hisseyi fiyatı en yüksek düzeydeyken satmaya çalışmayın. Bu akıllıca bir hareket değildir. Hissenin birkaç puan gerilemesini bekledikten sonra satın.
Daha önce de söylediğim gibi, borsa düşmeye başladığında halkın morali de tümüyle bozulursa, bir an önce hisseleri alıp açıklan kapatmak en iyi stratejidir.
Borçlarımın hepsini ödedikten sonra paramın yüklüce bir kısmını bana düzenli gelir sağlayacak hisselere yatırdım. Bir daha asla parasız kalmamaya, hiçbir güvencem ve sermayem olmadan yaşamamaya kararlıydım. Elbette evlendikten sonra karım için bir fon oluşturdum. Oğlumuz doğduktan sonra aynı şeyi onun için de yaptım. Bunu yapmamın nedeni paramı borsaya kaptırma korkusu değil, insanın elindeki avcundaki bütün parayı gözünü hiç kırpmadan harcayabileceğini bilmemdi. Bu fonları oluşturarak eşimi ve çocuğumu kendimden korumuş oldum.
Yaşam, beşikten mezara bir kumardır ve altıncı hissim olmadığı için başıma gelen şeyleri kabullenmem gerektiğini bilirim. Yine de borsa yaşamım sırasında isabetli kararlar alıp dikkatli adımlar atmama karşın, dürüst davranmayan bazı rakiplerimin yaptığı haksızlıklar yüzünden zarar ettiğim oldu.
Ben sadece ve sadece gerçeklere bakarım ve hareketlerimi ona göre planlarım. Berbard M. Baruch da zenginliğin reçetesini böyle vermiştir.
Daha önce bin kez söylediğim gibi, hiçbir manipülasyon, hisse fiyatlarını düşürüp düşük kalmalarını sağlayamaz. Bunu anlamak hiç de zor değildir. Yarım dakika bu konu üzerinde düşünmeye zahmet eden herkes nedeni kavrayabilir. Diyelim ki bir borsacı bir hisse senedinin fiyatını gerçek değerinin altına düşürdü, bundan sonra ne olacaktır? Öncelikle bu kişi hisseyi satın almak isteyenlerin ekmeğine yağ sürecektir. Hisse senedinin değerini bilenler, mutlaka düşük fiyattan satılıyorken o hisseyi almak isteyecektir. Eğer hisseyi alan çıkmıyorsa, demek ki borsanın genel koşulları olumsuzdur ve borsada genel bir düşüş beklentisi vardır. Fiyatın özellikle düşük tutulması borsada hoş görülmeyen bir tutumdur, buna neredeyse bir suç gözüyle bakılır. Ama bir hisse senedini gerçek değerinin çok altında bir fiyattan satmak tehlikeli bir iştir. Eğer fiyatı özellikle düşük tutulan, yani haksız bir biçimde kısa pozisyona girilen bir hissenin fiyatı yükselmiyorsa, alıcı bulamıyor demektir; alıcı çıktığında fiyat hemen yükselir. Şu kadarını söyleyeyim, fiyatların haksız yollardan düşük tutulduğu öne sürülen olayların yüzde doksandokuzunda düşüş doğal yollardan gerçekleşmiştir.
İnsanlar tüyolara aptal oldukları için değil, kendilerini umuda kaptırdıkları için inanırlar. Baron Rothschild’ın borsada kâr etmesine yardımcı olan bir sırrı varmış. Birileri ona borsada para kazanmarnın zor olup olmadığını sormuş, o da çok kolay olduğunu söylemiş. Soruyu soran kişi, “Size kolay geliyor, çünkü zaten çok zenginsiniz,” demiş. “Hiç de değil. Ben işin kolayını buldum ve ondan şaşmıyorum. Bu yolla para kazanmamak imkânsız. İsterseniz size sırrımı söyleyeyim. Sırrım şu: Ben asla fiyat en düşük düzeydeyken hisse almam ve her zaman erken satarım.”
Onu hisseleri satmaya iten şeyin ne olduğunu da açıkladı. “Reinhart bana şirketin durumunu anlatırken sayıları yazmak için çalışma masasının çekmecesinden mektup kağıdı çıkardı. Kullandığı kâğıt son derece kaliteli, iki renk kabartmalı antetli bir kâğıttı. Bu kâğıt çok, hem de çok pahalıydı. Kağıdın üzerine birkaç sayı yazarak şirketin bazı bölümlerinin ne kadar kâr ettiğini, harcamaları ve işletme masraflarını nasıl azalttıklarını anlattı. Ondan sonra da o güzelim kağıdı buruşturarak çöp sepetine attı. Birazdan yeni uyguladıkları bir yöntemi anlatmak için iki renkli antetli yeni bir sayfa çekip aldı. Birkaç sayı yazdıktan sonra, o kâğıt da çöp sepetini boyladı. Bir an düşünmeden boşa harcanan bu kadar para. Eğer genel müdür böyleyse, yanında çalışanlar kim bilir nasıldır diye düşündüm. O yüzden genel müdüre inanacak yerde, bana onun ne kadar müsrif olduğunu anlatanlara inanmaya karar verdim ve elimdeki bütün Atchinson’ları sattım. Bir rastlantı sonucu birkaç gün sonra Delaware, Lackawanna & Western’in ofisine gitmem gerekti. O günlerde genel müdür Sam Sloan’dı. Ofisi girişin hemen yanındaki odaydı ve kapısı da ardına dek açıktı. Onun kapısı her zaman açıktı. D. L. & W.’nin merkez ofisine giren herkes şirketin genel müdürünü masasında otururken görebilirdi. İsteyen herkes gidip işini doğrudan onunla görebilirdi. Ekonomi muhabirleri Sam Sloan’la doğrudan konuşup lafı hiç dolandırmadan kendisine soru sorabildiklerini ve borsada durum ne olursa olsun kendisinden açık bir evet ya da hayır cevabı alabildiklerini anlatırlar. Sloan’ın odasına girince onun meşgul olduğunu gördüm. Önce mektuplarını açtığını sandım, ama sonra masasına yaklaşınca ne yaptığını farkettim. Sonradan bunun günlük alışkanlığı olduğunu öğrendim. Ofise gelen mektuplar ayırılıp açıldıktan sonra boş zarflar atılacak yerde Sloan’ın odasına getirilirmiş. O da boş dakikalarında zarfın kenarlarını yırtarmış. Böylece bir yüzü boş iki parça kâğıt elde edermiş. Bu kâğıtları biriktirir, ondan sonra da ofisteki elemanlara dağıtır, Reinhart’ın benim için kullandığı antetli kağıdın yerine, not kağıdı olarak kullanmalarını sağlarmış. Ne boş zarflar, ne de müdürün zamanı boşa harcanırmış. Her şey için bir kullanım alanı bulunurmuş anlayacağınız. Eğer D. L. & W. ’nin genel müdürü böyleyse, şirketin her bölümü de iktisatlı bir şekilde yönetiliyordur mutlaka, Sloan bunun böyle olmasını sağlıyordur, diye düşündüm. Elbette şirketin düzenli temettü ödediğini ve bol gayrimenkulü olduğunu biliyordum. Alabildiğim kadar D. L. & W. hisse senedi aldım. O zamandan bu yana hissenin değeri önce ikiye, sonra da dörde katlandı. Şimdi neredeyse ilk yatırdığım para kadar yıllık temettü alıyorum. Bugün hâlâ D. L. & W.’lerimi elimde tutuyorum. Atchinson firması ise genel müdürü bana müsrif olmadığını kanıtlamak için sayfa sayfa antetli kâğıtları çöp sepetine attıktan kısa bir süre sonra el değiştirdi.” Bu gerçek bir olaydır ve D. L. & W. hisseleri o Pennsyilvania’lının borsa yaşamı boyunca yaptığı en iyi yatırımdır.
Bir borsacının yetişmesi tıp eğitimine benzer. Doktor adayının uzun yıllar boyunca çalışarak anatomi, fizyoloji, farmakoloji gibi birçok konuyu öğrenmesi gerekir. Önce işin teorisini kavrar, ondan sonra da hayatını işin uygulamasına adar. Her tür patolojik olguyu gözlemleyerek bunları sınıflandırır. Tanı koymasını öğrenir. Eğer tanıları doğru çıkarsa -bu da gözlemlerinin eksiksiz olması ile mümkün olur ancak- tedavide de başarılı olacaktır. Ancak her zaman insanın yanılabileceğini ve beklenmedik bazı olayların bunu etkileyebileceğini aklında tutmak zorundadır. Sonra yavaş yavaş deneyim edinir, yalnızca doğru şeyleri yapmasını değil, bunları zamanında yapmasını da öğrenir, öyle ki doktor olmayan insanlar onun bazı içgüdülerini izleyerek hareket ettiğine inanmaya başlar. Oysa doktor bunu otomatik olarak yapmaz. Uzun yıllar boyunca aynı hastalıkla defalarca karşılaştığı ve tanı koyduğu için deneyimlerine dayanarak en uygun tedavi biçimi neyse onu seçer. Bilgilerinizi, yani kitaplardan öğrendiğiniz şeyleri başkalarına aktarabilirsiniz ama deneyiminizi aktaramazsınız. Bir yatırımcı ne yapması gerektiğini çok iyi bilebilir, ama bu bildiğini zamanında uygulamadığı sürece zarar etmekten kurtulamayacaktır.
Borsada geçen yıllar, sıkı çalışma ve iyi bir hafıza sayesinde, borsacı hem beklediği hem de beklemediği şeylere karşı nasıl davranacağını bilecektir.
Örneğin hafızamın ve matematiğin benim için çok büyük önem taşıdığını belirtmeliyim. Wall Street’te para matematiksel olarak kazanılır. Yani borsa bazı gerçeklere ve sayılara dayalı olarak yürür.
Deneyim borsada insana en fazla temettü getiren şeydir ve gözlem en iyi tüyodur. Bazen gereken tek bilgi, belli bir hisse fiyatının izlediği yöndür. Bunu gözlemlemek gerekir. Sonra da deneyiminiz normal olandan, yani olası olandan saparak, nasıl para kazanabileceğinizi gösterecektir. Örneğin hepimiz hisse senetlerinin hep birlikte hareket etmediklerini biliyoruz, ama borsada genel bir yükseliş ya da düşüş varsa, belli hisse grupları o yönde hareket edecektir.
Pratikte yüzlerce kez çürütülmüş olmasına karşın, teoride bu hisselerin eninde sonunda aynı yerde buluşacaklarına kesin gözüyle bakılır, bu nedenle halk C. D. Çelik ile X. Y. Çelik yükselirken A. B. Çelik henüz yükselmediyse, hemen bu sonuncu hisseden almaya koşar. Ben borsada genel yükseliş beklentisi varsa bile, bir hisse gerektiği gibi hareket etmiyorsa onu satın almam. Bazen fiyatların yükselmesi an meselesiyken, ben bir hisse senedini satın alırım, sonra da onun grubundaki diğer hisselerin fiyatı artmıyor diye satarım. Neden? Deneyimlerim bana grup eğilimlerine ters hareket etmemem gerektiğini göstermiştir de ondan. Her zaman kesin gerçeklere dayanarak hareket edilemeyebilir.
Benim için fazla karmaşık bir nedene gerek yoktur. Ben borsacıyım ve benim için tek bir işaret gerekir: Şirketin kendi yöneticileri hisseyi alıyor mu? Almıyorlardı. Yöneticilerin fiyat düşerken hisseyi neden almak istemedikleri beni ilgilendirmiyordu. Hisse fiyatını artırmak için özel çaba harcamamaları benim için yeterliydi.
Güzel Sanat Olarak Spekülasyon adlı kitabında bir borsacının cesur olması demek, verdiği kararlarda direnebilmesi demektir, diye yazar. Bense yanılmaktan korkmam, çünkü yanıldığım kanıtlanana kadar yanıldığımı düşünmem.
Başarılı olacaksam bilgilerim sayesinde olmalıyım. Eğer başarısız olacaksam, bu da yine kendi hatalarım yüzünden olmalıdır.
Bilgi güçtür ve gücün yalanlardan korkmasına gerek yoktur, bu yalanlar borsanın fiyat tahtasında ilan edilse bile. Yalan olduğu kısa sürede ortaya çıkacaktır nasıl olsa.
Borsada başarılı olmanın sırrı, insanların geçmişte işledikleri hataları gelecekte de işleyecekleri ilkesine dayanır.
Kendi malı olmayanı satanlar ya geri alır ya hapsi boylar.
Yanıldığını anladığı anda konumunu değiştirebilen ender insanlardanmış.
Ajansların geçtiği ekonomi haberlerine bir bakın, çoğunun yarı resmi ağızlardan açıklanan tüyolar olduğunu görürsünüz. Adını niçin vermemiş?
Ne yapılacağını bilmek kadar ne yapılmayacağını bilmek de önemlidir.
Borsada genel yükseliş görüldüğü zamanlarda, özellikle canlanma dönemlerinde, halk kâr eder, ondan sonra da elindeki hisseleri zamanında satmasını bilmediği için zarara uğrar.
(291)
Başarılı bir borsacı bu iki güçlü duyguyla savaşmalı… Umut etmek yerine korkmalı, korkmak yerine umut etmelidir. Zararının daha da büyümesinden korkmalı, kârlarının daha da artmasını ummalıdır.
Bu ay portföyümün dashboard kısmını oldukça geliştirdim. Temel sorunlar getiri oranı ve bileşik yıllık büyüme oranıydı. Yüklü bir miktar nakit girişi olduğunda bu iki veri de sapıtıyordu. Örneğin %28’lik bir büyüme mevcutken portföyümün %20’si kadar nakitin girdiğini düşünelim. Aslında büyüme oranımın değişmemesi lazım çünkü yeni giren para ile daha yatırım yapmadım fakat benim dosyamda değişiyordu. Bu nedenle Time-Weighted Return (TWR), Türkçe karşılığıyla “Zaman Ağırlıklı Getiri” kullanımını entegre ettim. Basitçe anlatmak gerekirse portföyü yeni nakit girişlerine göre periyotlara bölüyor ve bu periyotlardaki getirileri çarparak bir sonuca ulaşıyor TWR fakat kendi dosyamda bu şekilde yapamayacağım için haftalık parçalara böldüm, bu sayede de hata payını oldukça düşüğe indirdim. Ayrıca matematiksel olarak da bu şekilde bulduğum sonuç, normal TWR değerinden düşük olacağı için bu hata payı benim aleyhime aslında fakat yanlış sonuçlarla daha fazla kâr ettiğimi görmekten iyidir.
Bu ay “Bir Borsa Spekülatörünün Anıları” kitabını okudum, detaylı bir özetini yarın ya da ertesi gün yayınlayacağım.
Ocak 2026 ayında benim portföyüm 3.52% artmış. Bunun yanında S&P 500 1.17%, DJ Emtia Endeksi 8.17%, Bitcoin -11.80% ve BIST 100 ise dolar cinsinden 19.34% artmış. Aslında son işlem gününe kadar portföyüm %5 artıştaydı fakat son gündeki düşüş nedeniyle %3.52’ye indi.
2026 yılına girerken piyasaların aklındaki en büyük soru işareti, “yumuşak iniş” senaryosunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceğiydi. Ocak ayını geride bıraktığımızda, hem içeride hem de dışarıda taşların yerinden oynadığı, volatilitenin arttığı ancak yön arayışının sürdüğü bir tablo ile karşı karşıyayız. Merkez bankalarının ayrışan politikaları ve emtia piyasasındaki hareketlilik, portföy yöneticileri için aktif bir ay olmasını sağladı.
İşte Ocak 2026’da piyasalara damga vuran gelişmeler ve yatırımcılar için çıkarımlar:
1. TCMB’den Beklenen Hamle: Faiz İndirim Döngüsü Hızlandı
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 22 Ocak tarihli PPK toplantısında politika faizini piyasa beklentilerine paralel olarak 100 baz puan indirerek %38’den %37’ye çekti.
Analiz: Bu hamle, TCMB’nin “sıkı duruşu koruyarak kademeli gevşeme” stratejisine sadık kaldığını gösteriyor. Enflasyon beklentilerindeki katılık (BETAM anketine göre 12 aylık beklentilerde artış var) devam etse de, sanayi üretimindeki yavaşlamayı dengelemek adına finansal koşulların gevşetilmesi tercih edildi.
BIST 100 Etkisi: Faiz indirimi sonrası özellikle sınai endeksi ve borçluluk oranı yüksek şirketlerde rahatlama rallisi gözlemlendi. Mevduat faizlerindeki gerileme, yerli yatırımcının risk iştahını yeniden hisse senedi piyasasına, özellikle de temettü verimi yüksek holdinglere yöneltmesine neden olabilir.
2. Fed: “Aceleye Gerek Yok” Mesajı
Küresel piyasaların gözü 28 Ocak’taki Fed toplantısındaydı. Beklendiği gibi Fed, faizleri %3,50 – %3,75 aralığında sabit bıraktı.
Satır Araları: Powell’ın karar sonrası metninde “veri odaklılık” vurgusu yapması, 2025 sonundaki indirimlerin ardından bir soluklanma dönemine girildiğini işaret ediyor. ABD ekonomisinin resesyona girmeden soğuması (soft landing), teknoloji hisselerindeki değerlemeleri desteklemeye devam ediyor.
Küresel Etki: Dolar endeksi (DXY) bu kararla yatay seyrederken, gelişmekte olan piyasalar üzerindeki baskı sınırlı kaldı. Bu durum, Türkiye gibi dış finansman ihtiyacı olan ülkeler için “pencerenin açık kalması” anlamına geliyor.
3. Avrupa’da Tarihi Zirve: FTSE 100
Londra Borsası (FTSE 100), Ocak ayı başında tarihinde ilk kez 10.000 puan barajını aşarak psikolojik bir direnci kırdı. Avrupa genelinde büyüme endişeleri olsa da, enerji ve madencilik devlerinin ağırlıkta olduğu İngiltere borsası, emtia fiyatlarındaki artıştan pozitif etkilendi.
4. Emtia Piyasaları: Altının Güvenli Liman Yükselişi
Ons altın, jeopolitik risklerin (Orta Doğu gerilimi ve ticaret yolları üzerindeki tehditler) sıcaklığını korumasıyla ay genelinde rekor seviyeleri test etti.
Yatırımcı Notu: Altın, sadece bir korunma aracı olmaktan çıkıp, merkez bankalarının (özellikle Doğu bloku ülkeleri) rezerv çeşitlendirme stratejisiyle talep görmeye devam ediyor. Portföylerde %5-10’luk bir altın/emtia ağırlığı, Ocak ayında volatiliteyi düşüren ana etken oldu.
5. Makro Veriler ve “Hissedilen” Ekonomi
TÜİK verilerine göre Ekonomik Güven Endeksi’nin 99,4 seviyesinde yatay seyretmesi, reel sektörde “bekle-gör” havasının hakim olduğunu gösteriyor. Ancak BETAM’ın enflasyon beklentilerindeki bozulma işareti, hanehalkının harcama davranışlarını (öne çekilmiş talep) canlı tutmaya devam edebilir. Bu durum, perakende sektörü hisseleri için kısa vadeli bir katalizör, uzun vade için ise marj baskısı anlamına gelebilir. (Yapay Zeka kullanılarak özetlenmiştir.)
Amerikan hisselerim ve fonlarım bu şekilde. Bu ayki düşüşlerden yararlanarak portföyüme Visa, Mastercard, Netflix ve MSFT ekledim, biraz daha düşüş gösterirse Netflix ve Microsoft alımlarımı arttırmayı düşünüyorum. Small Cap tarafında da Zeta eklemesi yaptım fakat small cap olduğundan dolayı oldukça volatil, yakın zamanda son bir ekleme yapacağım. Weight BV’nin %10 sınırını geçmemesi şartıyla Zeta alımlarıma devam edebilirim.
Portföyüme eklemek istediğim son bir şirket ise IREN. Oldukça artmasına karşın Bitcoin ile korele gittiği için büyük bir düşüşte az ekleme yapabilirim.
Geçtiğimiz ay portföyümde sadeleştirmeye gitmek amaçlı NVDA, DTCR, WRLD, SNAP Opsiyonumu sattım. NLR’yi satmamın nedeni ise daha güzel fırsatlar bulmuş olmam; takip listemde ve büyük bir düşüş görürsem tekrar portföyüme ekleyeceğim.
Ayrıca GOOGL ve VTI’dan biraz satış yaptım ve yeni hisselere eklemede bulundum.
Diğer Fon ve Hisselerim ise bu durumda. Bu ay itibari ile sistematik olarak bist yatırımı yapacağım, ilk aya iyi bir başlangıç oldu. Geçtiğimiz ayda en çok artan 3. Borsa İstanbul Hissesi olan KTLEV’e portföyümde yer verdim. Bunun haricinde geçtiğimiz ay ASML pozisyonumda fazlaca kâr realizasyonu yaptım. Her ne kadar mükemmel bir şirket olsa da fiyatı biraz beklentimden hızlı arttı. Stockholm borsasında bulunan EVO hissemi ile portföy sadeleştirmesi nedeniyle tamamen çıkardım. Önümüzdeki dönemlerde her ay yeni Borsa İstanbul hisseleri hariç Amerika dışı yatırımlarına çok da önem vereceğimi zannetmiyorum, VEU hariç.
İki adet kripto yatırımım var; BTC ve NST. Bitcoin’e dünkü düşüşte ekleme yaptım ve 64,000 bölgesine gelirse biraz daha alım yapacağım. Portföyümün %10’luk kısmını Bitcoin’e ayırmak istiyorum. NST ise kendi seçtiğim, geliştiricisi de Türk olan ve artması durumunda kademeli kâr realizasyonları yaparak çıkacağım bir proje.
Bunlar da emtialarım. Yalnızca altın tutuyorum, bir kısmı gram olarak bir kısmı da fonda. Geçen günkü düşüşe rağmen hâlâ kârdayım. Uzun vadede de altının dolar cinsinden daha fazla artış göstereceğine inanıyorum.
Son olarak portföyümün %5’lik kısmı nakitte bekliyor, bu kısım ile yarın Borsa İstanbul yatırımı yapacağım.
Burası ise portföyümün bir sayfalık özeti. İlk baştaki resimde asıl önemli olan kayıt TWR fakat bu veriyi düzgün bir şekilde yalnızca 2025 yılından itibaren yapabildiğim için oraya not düştüm. Ayrıca onun altında kendi portföyümün kalite testi mevcut. Burada YTD Year-To-Date, TTM ise son 12 ayı temsil ediyor. AT All Time anlamına gelse de benim portföyüm için 2025-bugün verisi daha önemli. Bu kısmın altındaki Max Drawdown aslında bu getiriye ulaşmak için en fazla % kaç oranında ki düşüşü yaşadığımı gösteriyor. Calmar Ratio ise yıllık getiriyi bu düşüş oranına bölerek bir oran veriyor. Bu oran ne kadar yüksekse o kadar iyi.
Alttaki tablolara ise yeni bir grafik ekledim. Portföyümdeki her enstrümanı ve bu enstrümanın oranını gösteriyor. Burada çok fazla şey varmış gibi gözükse de, bunun nedeni CS2 yatırımları.
“Eskiden bulduğum bir teoriye göre bir hisse 100, 200 ya da 300 sınırını ilk kez aştığında fiyat yuvarlak rakamda durmaz ve daha da yukarı çıkar, bu yüzden hisseyi sınırı geçer geçmez alırsanız mutlaka kâr edersiniz. Temkinli davranan yatırımcılar bir hisseyi fiyat rekoru kırdıktan sonra satın almazlar. Ama ben geçmişte bu teorimi uygulayarak çok kâr ettim.”
Şu anda okuduğum “Bir Borsa Spekülatörünün Anıları” kitabından bir kesiti yukarıda paylaştım -kitap hakkında daha detaylı yorumlamayı gelecek günlerde paylaşacağım.- İşin garip tarafı ise anlık olarak yukarıdaki fikri deneme fırsatım oldu. Son zamanlarda inanılmaz ralli yapan Gümüş, Ons başına 100 dolar sınırındaydı. Buna karşılık ne yapabileceğimi düşündüm; az para ile bu teoriyi test etmek istiyordum; bu nedenle ben de bir kripto para borsasında fiziksel gümüşün fiyatına endeksli bir kripto para birimi olan bir tokene kaldıraçlı işlem açmayı düşündüm; kaldıraç olarak da 90x seçtim. (Bilmeyenler için bu 100x’lik kaldıraç 1 dolarınızı 100 dolar gibi kullanmanızı sağlar. Bu sayede bir puanlık artış sizin için 100 puan olur; 1 puanlık düşüş te 100 puan. Bu nedenle likide olma fiyatı vardır ve enstrüman bu fiyata ulaştığında likide olursunuz, bütün paranız gider. Kaldıraç yatırım değil, spekülasyon ve bahistir. Örnek olarak Gümüş için 100 dolar fiyatında 100 dolarlık bir alım yaptınız ve 100 kaldıraç kullandınız. Gümüşün fiyatı 99.00’a düşerse toplam zararınız 100 dolar olacağı için pozisyon kendiliğinden kapanır, gümüşün fiyatı 101 dolara çıkarsa 100 dolar kazanırsınız.) Açıkçası bu fikir iki gün önce aklıma geldi ve ben de bu borsada 100 doları geçeceği anda alım yapma emri verdim ve bu emir için 150 dolarlık bir mebla ayırdım. Bu hareketin volatil olabileceğini düşündüğümden dolayı da eğer gümüşün fiyatı 99.58 puanın altına düşerse otomatik kapatma emri verdim.
Bugün ders çalışırken bir mail geldi, mailde ise alım emrinin gerçekleştiği yazıyordu. Ben de gümüşün fiyatını açıp izlemeye başladım ve 100 doları gördükten sonra tekrar 99.5’in altına düştü ve zararı durdur emrimin araya girdiğini düşündüm fakat hesabımı açtığımda daha garip bir şekilde karşılaştım. Aşağıda maili ve hesapta yazan notu görebilirsiniz:
Resimden de anlaşıldığı üzere her ne kadar böyle bir mail gelse de işlemim en başta gerçekleşmemiş. Bu mesajı gördüğüm anda rahatladım çünkü eğer gerçekleşmiş olsaydı likide olacaktım. Ardından gün boyu gümüşün fiyatını kontrol ettim. Son durum bu şekilde:
Yani kitapta yazan gibi fiyat 100 doları geçince bir iki kere aşağı sarkması dışında 102.8 puana kadar ilerlemiş. Bu şekilde de bu teoriyi yarım denemiş oldum. Bir dahaki fırsatta daha düşük kaldıraçla tekrar deneyeceğim, deneyince tekrar buraya not olarak düşerim. Alacağım kaldıraçta fiyat 100, 200, 300 sınırını geçtikten sonra %1’lik bir oynama payına izin verilmesi gerekiyor. Her ne kadar bugünkü spekülasyonumdan 400-500 dolar kazanabilecek olsam da, eğer böyle devam etse belki günün birinde spekülasyon yaptığım bütün parayı kaybedecektim. Öğrendim ki, belirli bir süre sonraki fiyatın ne olacağı bilinse de, o süreye ulaşana kadarki fiyat hareketlerine de dikkat etmek gerekiyor.
Öncelikle kitabın ana fikrini bir cümlede özetlemek istiyorum: Zenginliğe giden yol şanstan değil, para biriktirmek ve doğru yatırım yapmaktan geçer; insan, gelirini sürekli başkaları için harcar fakat bu sırada kendisini unutur ve zengin olmak için kişi geliri eline geçtiği gibi ilk olarak bu gelirin en az %10’luk bir kısmını (yaşam kalitesini düşürmeyeceği durumlarda daha fazla da olabilir) kendine saklamalı ve bu para ile ‘doğru’ yatırım yapmayı öğrenmelidir.
Kitapta altını çizdiğim önemli alıntılar ise şunlar:
“Bir insanın zenginliği, taşıdığı cüzdanda değildir. Şişman bir cüzdan eğer yeni altınlar gelmiyorsa hemen boşalır. Arkad’ın cüzdanını her zaman dolu tutmasının sırrı, ne kadar harcarsa harcasın bir yerden gelen gelirinin olması.”
Bu alıntıda “Bir yerden gelen gelirinin olması” cümlesiyle kasıt, geçmişte maaşının %10’unu saklayarak yatırım yapmış olması ve sonuç olarak paranın artık pasif olarak ona gelmesi.
“‘Fakat bütün kazandığım benim değil mi zaten?’ diye devam ettim. ‘“Hiç de bile. Kıyafetlerini yapan adama para vermiyor musun? Sandaletlerini yapan adama para vermiyor musun? Yediğin şeylerin parasını vermiyor musun? Babil’de para harcamadan yaşayabilir misin? Geçtiğimiz ay kazandıklarının sonucu olarak neyi gösterebilirsin? Geçtiğimiz senenin? Aptal! Kendin dışında herkese para ödüyorsun. Başkaları için çalışıyorsun. Bari bir köle ol da sahip olan kişi sana yiyecek ve kıyafet versin. Kazandığının onda birini kendine saklarsan on yılda elinde ne kadar para olur düşünsene.’ (…) Kazandığının bir bölümü sende kalmalı. Ne kadar az kazanırsan kazan, bu miktar onda birden az olmamalı. Daha fazla da olabilir. Önce kendine ödeme yap. Kıyafetlerini ve sandaletlerini yapanlara, yemeğe ve tanrılara kefaret verdikten sonra kalacak olandan fazlasını verme.”
Bu alıntıda ise kişinin aslında kendi zamanını harcayarak kazandığı parayı kendisi dışında herkese harcaması ve bu sebeple elle tutulur bir paraya sahip olamaması aktarılıyor ve kişinin parayı kazandığı gibi ilk olarak kendine ödeme yapması gerektiği vurgulanıyor. Bu miktarın %30 %40 gibi yüksek bir tutar olması zorunlu değil, aksine kişinin geçmişteki yaşam şartını çok da değiştirmeyecek %10’luk bir mebla en alt sınır olmalı. Unutulmamalıdır ki zenginlik görecelidir ve kişinin ne kadar harcama yaptığına bağlıdır. X kişisinin zenginlik anlayışı ile Y kişisinin zenginlik anlayışı ve zengin olmak için sahip olması gereken para farklıdır.
“‘Biriktirdiğin her altın para, senin için çalışan bir köle demek. Her bir bakır para, senin için çalışabilecek bir köle çocuğu. Eğer zengin olursan biriktirdiğinin senin için kazanmaya devam etmesi ve onun çocuğunun da kazanması gerekiyor ki bu sayede o çok istediğin bolluğa kavuşabilesin.’ (…) Zenginlik de bir ağaç gibi küçük bir tohumdan büyüyor. İlk biriktirdiğin bakır, zenginlik ağacını büyütecek olan şey. Bu tohumu ne kadar erken ekersen ağacın da o kadar çabuk büyümeye başlar. Onu düzenli birikimle beslersen en yakın zamanda gölgesinde keyif çatabileceğin hale gelir.’”
Burada da kişinin yalnızca %10’luk bir birikim yapmasını değil, yatırım yapması gerektiğini anlatıyor. “Eğer zengin olursan biriktirdiğinin senin için kazanmaya devam etmesi ve onun çocuğunun da kazanması gerekiyor ki bu sayede o çok istediğin bolluğa kavuşabilesin.” cümlesi ile aslında yatırımdan kazanılan paranın tekrardan yatırıma koyulması gerektiğini ve bu sayede dünyanın 8. harikası olarak da adlandırılan, Albert Einstein’a atfedilen ve kazançların üzerine tekrar kazanç eklenerek paranın katlanarak büyümesini sağlayan bileşik faiz konusuna vurgu yapılıyor.
“Birikimim arttıkça arada harcama arzularım uyandı; satıcıların Fenikelilerin diyarlarından gemilerle ya da başka yerlerden develerle getirdiği şeyleri satın almak istedim. Ama bilge bir şekilde kendimi tuttum.”
Bu söz aslında insanların zengin oldukça artan tek şeyin gelirinin değil, giderlerinin de yaşam koşullarının artması sebebiyle arttığını ve insanların bu durum karşısında tedbirli olması gerektiğini anlatıyor. Zengin olmak için kazanılan paranın harcanması değil, kazanılan paranın insanın ihtiyaçları ve isteklerini kapsayan paradan daha fazla olana kadar birikmesi ve getiri sağlaması gerekiyor.
(Karakterin biriktirdiği para ile yanlış ve mantıksız bir yatırım yapması üzerine) “‘Neden tuğla ustasının kuyumlar hakkındaki bilgilerine güveniyorsun? Fırıncıya gidip yıldızlar hakkında soru sorar mıydın? Yıldızlar hakkında bir şeyler öğrenmek için elbet bir gökbilimciye giderdin; düşünebilseydin eğer gideceğin yer bir astrolog olurdu. Birikimlerin gitti evlat, zenginlik ağacını kökünden sarstın. Ama bir tane daha dik, tekrar dene. Ve gelecek sefer eğer kuyumlarla ilgili bir fikre ihtiyacın varsa kuyumcuya git. Koyunlarla ilgili doğru bir şey öğrenmek istiyorsan çobana git. Tavsiye bedava verilen bir şey olsa da kimden ne konuda tavsiye aldığına dikkat et. Birikimleri konusunda bu konuda tecrübesi olmayan birinden tavsiye alan biri, bunun bedelini aldığı fikirlerin yanlışlığına birikimlerini kurban ederek öğrenir,’ dedi ve yanımdan ayrıldı.”
Az önce de söylediğim; insanın parasını yatıracağı yerin anladığı yer veya bir konuyu anlayan kişi olması gerektiği üzerinde duruluyor.
(Bu öneriyi dikkate alan ve bir sonraki birikimlerini doğru yere yatırım yapması üzerine) “‘Bu sefer birikimlerimi kalkan yapan usta Aggar’a bronz alması için teslim ettim ve dört ayda bir bana faiz ödüyor.’ “‘Bu iyi. Peki aldığın faizle ne yapıyorsun?’ ‘“Bal ve iyi şarap ve baharatlı keklerle büyük bir ziyafet çekiyorum. Kendime kırmızı bir tunik de aldım. Bir gün umarım genç bir eşek alacağım binmek için.’ “Algamish bu söylediklerime güldü. ‘Birikimlerinin çocuklarını yemişsin. O zaman onların senin için çalışmasını nasıl beklersin?”
Her ne kadar doğru yere yatırım yapılsa da, az önce bahsettiğim “Bileşik Getiri” konusuna da dikkat edilmesi gerektiği vurgulanıyor.
“Arkad, derslerini iyi öğrendin. Önce kazandığından daha azıyla yaşamayı öğrendin. Sonra kendi alanlarında tavsiye verebilecek insanlara fikir danışmayı öğrendin. Ve sonunda altının senin için çalışmasını sağlamayı öğrendin.”
Bahsedilen tavsiyeleri kısaca özetliyor.
““Tavsiyem, Algamish’in bilgeliğini örnek alın ve kendinize şöyle söyleyin: ‘Kazandığımın bir kısmı bende kalmalı.’ Sabah kalktığınızda bunu düşünün. Öğlen kendinize bunu hatırlatın. Gece bunu düşünün. Her gün, her saat başı bunu düşünün. O kadar çok kez bunu kendinize söyleyin ki harfler gökyüzünde ateşten yapılmış bir şekilde belirsin gözlerinizin önünde.”
“Hazinenizi çok dikkatli bir şekilde yatırımlar a yönlendirin ki kaybolmasın. Yüksek faizler sizi kayalara çağıran, geminizi batıracak olan sirenlerin tatlı ama yalancı melodilerinden farklı değildir. “Tanrılar sizi yanlarına çağırdığında aileniz ihtiyaçlarını karşılayabilsin diye biriktirin. Düzenli olarak küçük ödemeler yaparsanız böyle bir korumayı sağlamanız mümkün olur. Tutumlu bir insan büyük bir miktarı böyle akıllıca bir neden için kenara koymayı hiç ertelemez. (…) Küçük ve güvenli bir getiri, her zaman riskten yeğdir. “Buradayken hayatın tadını çıkarın. Kendinizi fazla zorlamayın ya da çok fazla biriktirmeye çalışmayın. Eğer kazandığınızın sadece onda birini tutabiliyorsanız bununla tatmin olun. Bunun dışında gelirinize göre yaşayın ve harcamaktan korkup cimrileşmeyin. Hayat güzel ve tadı çıkarılması gereken şeylerle dolu.””
Yapılan yatırımın riski ile getirisinin düzgün olması gerektiğinden bahsediliyor. Eğer katlanılamıyorsa yüksek risklerden kaçınılması gerektiğinden bahsediliyor. Aynı zamanda hayatın geçici olduğu ve bu nedenle de çok fazla birikim yaparak hayatın tadını çıkarmayı unutmamak gerektiğinin de üzerinde duruyor.
“Birinci Çare Cüzdanınızı Şişmanlatmaya Başlayın (…) İkinci Çare Harcamalarınız Kontrol Edin (…) Üçüncü Çare Altınınızı Katlayın (…) Dördüncü Çare Hazinenizi Kayba Karşı Koruyun (…) Beşinci Çare Yaşadığınız Yeri Kâr Edebileceğiniz Bir Yatırıma Dönüştürün (…) Altıncı Çare Geleceğiniz İçin Gelirinizi Garantileyin (…) Yedinci Çare Kazanma Kapasitenizi Arttırın.”
Önce kendinize ödeme yapın. Kazandığınız her paranın belirli bir kısmını (kitapta önerilen oran %10’dur) harcamadan önce kenara ayırmalısınız. Fatura veya borç ödemeden önce, birikim hesabına para aktarmak servet inşasının ilk adımıdır. İstek ve ihtiyaç ayrımı yapın. Geliriniz arttıkça harcamalarınız da artmamalı (“Lifestyle Inflation”dan kaçının). Zorunlu ihtiyaçlarınız ile keyfi isteklerinizin arasındaki farkı belirleyip bir bütçe oluşturmalısınız. Tasarruf, geliri artırmakla değil, gideri yönetmekle başlar. Paranızı çalıştırın (Bileşik Getiri). Biriktirdiğiniz paranın atıl durması sizi zengin etmez. O parayı yatırıma dönüştürerek (hisse senedi, fon, faiz, iş ortaklığı vb.) paranın da para kazanmasını sağlamalısınız. Buna modern dilde pasif gelir yaratmak denir. Risk yönetimi yapın. Hızlı zengin olma vaatlerine kanmayın. Yatırım yaparken ana paranızı korumak, kâr etmekten önce gelir. Bilmediğiniz işlere girmek yerine, işin uzmanlarına danışmalı ve güvenilir, sağlam yatırımları tercih etmelisiniz. Mülk sahibi olun. Kitap, kira ödemek yerine kendi evinizin sahibi olmayı öğütler. Bu sayede yaşam maliyetiniz düşer ve sahip olduğunuz mülk zamanla değerlenerek sizin için bir varlık (asset) haline gelir. Emeklilik planlaması yapın. Gençken ve gücünüz yerindeyken, yaşlılık günleriniz ve ailenizin geleceği için yatırım yapmalısınız. Sigorta, bireysel emeklilik sistemleri veya uzun vadeli temettü yatırımları bu maddeye girer. Kendinize yatırım yapın. En büyük varlığınız kendinizsiniz. Mesleki becerilerinizi geliştirmek, yeni şeyler öğrenmek ve tecrübe kazanmak, potansiyel gelirinizi artırmanın en kesin yoludur. Daha bilgili ve yetenekli olduğunuzda, daha çok kazanırsınız.
Kitabı özetleyecek olsam bunları söylerdim fakat belirtmeliyim ki kitap çok daha detaylı ve borç, şans ve Fırat Nehri üzerinde kurulmuş büyük bir şehir ve imparatorluk olan Babil üzerine de gidiyor, kesinlikle okunulmasını tavsiye ederim. Kişisel olarak ben her ay gelirimin bir kısmı ile yatırım yapmam gerektiğini biliyor ve yapmaya çalışıyordum fakat bunu sona bıraktığım için elimde paranın kalmadığı/az kaldığı dönemler oluyordu fakat kitabı okuduktan sonra değiştireceğim en büyük özelliğim gelirimi aldığım gibi yatırım yapmak olacak…
Aralık ayında kişisel olarak bir şey yapmadım, yalnızca derslerime çalıştım. Şubat ayının ortasında 2 sınavım var ve hedefim ikisini de geçmek. Her ne kadar iki sayısı oldukça az gözükse de içerikleri de bir o kadar fazla. Bu ay tekrardan düzenli olarak kitap okumaya başladım. Tekrardan kitap okumaya başlamak için kendime bir kindle aldım ve gerçekten aldığım için çok mutluyum. Hem biraz para verdiğim için kendimi okumaya zorluyorum hem de gerçekten sürekli kitaplar alıp küçücük yurt odamda yer kaplamasındansa yanımda sürekli taşıyabildiğim bir kütüphanem olduğu için mutluyum. Bu ay “Babil’in En Zengin Adamı” kitabını okudum ve şu an “Bir Borsa Spekülatörünün Anıları” kitabını okuyorum. Okuduğum kitapları daha detaylı olarak yorumlayıp blogumda paylaşacağım.
Aralık 2025, hem Türkiye’de 2026 yılına dair ücret ve para politikalarının belirlendiği hem de küresel piyasalarda merkez bankalarının “yumuşak iniş” senaryolarını teyit ettiği kritik bir ay oldu.
Aralık 2025’te yaşanan en önemli ekonomik ve finansal gelişmelerin özeti şöyledir:
Türkiye gündeminin en sıcak başlıkları 2026 asgari ücreti ve TCMB’nin faiz indirimi döngüsüydü.
2026 Asgari Ücreti Belli Oldu (23 Aralık):
Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun çalışmaları sonucunda, 1 Ocak 2026’dan itibaren geçerli olacak Net Asgari Ücret 28.075,50 TL, Brüt Asgari Ücret 33.030,00 TL olarak açıklandı. Bu rakam, 2025 yılına kıyasla yıllık bazda yaklaşık %65’lik bir artışa (Ocak 2025’teki 17.002 TL baz alındığında) işaret etti. İş dünyası ve sendikalar arasında yoğun geçen pazarlıkların ardından açıklanan bu rakam, enflasyon hedeflemesi ve refah payı dengesi gözetilerek belirlendi.
TCMB Faiz İndirimine Gitti (11 Aralık):
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), yılın son Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında politika faizini 150 baz puan indirerek %39,5’ten %38 seviyesine çekti. Karar metninde, Kasım ayı enflasyonunun beklentilerin altında kalması ve enflasyonun ana eğilimindeki düşüşün faiz indirimini desteklediği vurgulandı. Bu hamle, sıkı para politikasından kademeli gevşemeye geçişin net bir işareti olarak yorumlandı.
Kasım Enflasyonu Beklentilerin Altında Kaldı (3 Aralık):
TÜİK tarafından açıklanan verilere göre, Kasım 2025’te Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) aylık bazda %0,87, yıllık bazda ise %31,07 olarak gerçekleşti. Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) ise yıllık bazda %27,23 artış gösterdi. Aylık enflasyonun %1’in altına kalıcı olarak inmesi, 2026 yılı enflasyon hedefleri (tek hane yolculuğu) için moral kaynağı oldu.
Hizmet Enflasyonu ve Kira Artışları:
Hizmet Üretici Fiyat Endeksi (H-ÜFE) yıllık %34,93 artışla (31 Aralık verisi) manşet enflasyonun üzerinde seyretmeye devam etse de, ivme kaybı gözlendi.
Dünya ekonomisinde “enflasyonla mücadelenin sonuna gelindiği” ve faiz indirimlerinin hız kazandığı bir ay yaşandı.
FED Faiz İndirimine Devam Etti (10 Aralık):
ABD Merkez Bankası (Fed), Aralık toplantısında politika faizini 25 baz puan daha indirerek hedef aralığı %3,50 – %3,75 seviyesine çekti. Fed Başkanı, ABD ekonomisinin resesyona girmeden enflasyonu kontrol altına aldığını (yumuşak iniş) teyit etti. 2026 yılı için de kademeli indirim sinyali verildi.
ECB Faizleri Sabit Bıraktı (18 Aralık):
Avrupa Merkez Bankası (ECB), yılın son toplantısında faiz oranlarını değiştirmedi. Mevduat faizi %2,00, ana refinansman faizi %2,15 seviyesinde sabit tutuldu. ECB, Euro Bölgesi enflasyonunun orta vadede %2 hedefine oturacağını öngörerek “bekle-gör” politikasına geçti. Karar metninde 2026 yılı için büyüme tahminleri hafif yukarı yönlü revize edildi (%1,2).
Küresel Emtia ve Enerji Fiyatları:
Petrol fiyatları, küresel talebin ılımlı seyri ve arz dengesiyle 70-75 dolar bandında sakin bir seyir izledi. Bu durum, Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkelerin cari dengesini ve enflasyon görünümünü olumlu etkiledi. Altın fiyatları (ONS), Fed’in faiz indirimleri ve jeopolitik risklerin azalmasıyla 2025 yılını güçlü bir seviyede kapattı.
(Yapay Zeka kullanılarak özetlenmiştir.)
Geçtiğimiz ay BIST100 dolar bazlı %2.21, S&P500 ise %0.2 artmış. Bu iki endeksin karşısında benim portföyüm ise %1.47 artmış.
US Fon ve Hisselerimin görüntüsü bu şekilde. Geçtiğimiz aya kıyasla portföyüme NLR, SGMT, HGBL, WRLD, SNAP Call Opsiyonu ve WYFI ekledim.
NLR fonu, nükleer enerji ve SMR tarafına odaklanan bir fon. Aslında bu fon ile benim geçmişim çok derin. Ben bu fonu iki sene önce, lisedeyken nükleer enerji konusunu araştırdığımda bulmuştum. O günden bu güne fon ortalama iki katına çıkmış fakat ben almamıştım çünkü açıkçası kendime güvenim yoktu.
Bu fon belki benim paramı ikiye katlamadı fakat bana çok önemli bir şeyi öğretti. Borsada küçük yatırımcı olarak para kazanmanın üç yolu var. İlki endekse pasif yatırım yapmak. İkincisi, piyasa değeri düşük şirketlere yatırım yapmak çünkü büyük yatırım firmaları az değerli şirketlere yatırım yapamıyor. Bunun nedeni de basit. Yatırım yapacakları miktar çok fazla ve bu tarz firmalara yatırım yapmak fiyatı oldukça fazla etkileyebilir. Küçük meblalarda yatırımın da getirisi büyük firmalar için kargaşaya değecek değil. Üçüncüsü ise, geleceğin sektörlerini herkesten önce tahmin edip kendine güvenerek yatırım yapmak. İşte NLR fonu bana 3. dersi öğretti ve bunun karşılığında sürekli hatırlamak için asla satacağımı düşünmediğim bir yatırım yaptım. Her NLR’ye baktığımda bu yatırım dersini hatırlayacağım.
SGMT’yi, her ne kadar biyoteknoloji ve ilaç sektöründen anlamasam da ilerisi için daha değerli olması gerektiğini düşündüğümden ufak bir meblada aldım.
WRLD ve HGBL’ye, elinde bulundurdukları ile gelecekten indirgenmiş nakit akışları değerlendirildiğinde değerinin çok altında oldukları için yine ufak bir miktarda yatırım yaptım.
WYFI ise çok farklı. Bu portföyümdeki bir diğer yapay zeka şirketi. WYFI; veri merkezi işletmeciliği, bulut bilişim ve GPU (Grafik İşlem Birimi) hizmetleri sunuyor ve çok büyük bir alanda, bilir kişilerle çalışarak bir veri merkezi kuruyor.
Son olarak ise SNAP opsiyonu. Bu deneme amaçlı olmayan ve portföyüme eklediğim ilk opsiyon. Snapchat’in değerinin çok altında olduğunu düşünüyorum fakat oldukça riskli bir yatırım olacağının da farkındayım. Bu nedenle doğrudan hisse almak yerine 1 yıllık opsiyon aldım. Aldıktan sonra da açıkçası opsiyonun fiyatı arttı fakat satmaya değmez. Bu nedenle elimde bekleteceğim.
Diğer Fon ve Hisselerime NVO’yu tekrardan ekledim. Beni oldukça ters köşe yapan bu şirket, en azından ödemem gereken vergi miktarını düşürdü, bu nedenle çok da rahatsız değilim 🙂 Fakat bu fiyattan almamak da kişisel olarak reddedeceğim bir şey olurdu.
Bunun haricinde portföyümde çok az miktar Bitcoin tutuyorum ve ilerde düşmesini bekliyorum. Beklediğim alanlar 75-70k bölgesi ve bu bölgeye geldiğinde yavaş yavaş portföyümün %10’luk bir kısmını Bitcoin’e ayırmak istiyorum.
Ayrıca CS2 Yatırımlarım da oldukça iyi gidiyor. Bunlar çok volatil ve uzun vadeli olduğu için anlık fiyat değişimleri beni etkilemiyor.
Sabit Getiri olarak portföyümün %6.42’si düşüş anında yatırım yapılmayı bekliyor.
Portföyümün ayrıca %2.67’si altın olarak duruyor.
Nakit olarak ise %6’lık bir dilim var. Bunun sabit getiride değil nakitte olmasının sebebi en yakın sürede BİST’te yatırım yapacak olmam.
Son olarak eklemek istediğim konu BES. Kendime bir BES hesabı açtım ve her ay gelirimin %5’ini katkı olarak sunuyorum. Sözleşmem %90 Altın ve %10 Gümüş içeriyor. Açıkçası devlet destekli değerli maden almak çok büyük bir katkı ve bu nedenle kullanmak istedim. Kredi kartı üzerinden aldığım için her alım 36 gün sonra gerçekleşiyor. Bir dahaki aylık portföyümde “Emtia” kısmında BES birikimlerimi de ekleyeceğim.
Bu aylık bu kadar. Herkese bol kazançlı, daha da önemlisi sağlıklı, huzurlu, öğretici ve adaletli bir sene diliyorum.
Bu seride, yatırım okuryazarlığını temel seviyeden ileri düzeye kadar sistemli biçimde ele almayı hedefliyorum. Aşağıda, yaklaşık bir haftadır üzerinde çalıştığım konu başlıklarının yer aldığı taslağı paylaşıyorum. Yazılarımı bu listeyle paralel ilerleteceğim.
Başlıkların sayısının fazla olduğunun farkındayım; ancak seri tamamlandığında, yatırım yapmaya dair bütüncül ve kalıcı bir başvuru kaynağı ortaya çıkmasını amaçlıyorum. Adım adım ilerleyen, dağınık değil; aksine “yatırım yapmanın kitabı” denebilecek bir çerçeve kurma niyetindeyim.
Yatırım 101: Neden Sadece Biriktirmek Sizi Fakirleştirir?
Enflasyon Canavarı: Reel Getiri ve Paranın Zaman Değeri
Dünyanın 8. Harikası: Bileşik Getiri ve Kartopu Etkisi
Hedef Bazlı Yatırım: Neye, Ne Zaman, Ne Kadar İhtiyacın Var?
Güvenlik Ağı: Acil Durum Fonu (Ne Kadar, Nerede Saklanmalı?)
Borç Yönetimi: Kredi Faizleri Yatırım Getirinizi Nasıl Yer?
Yatırım vs. Spekülasyon: Oyun Planı Farkını Anlamak
Risk Nedir? Volatilite, Düşüş (Drawdown) ve Kalıcı Kayıp Farkı
Uyku Testi: Risk Profiliniz ve Davranışsal Toleransınız
Varlık Sınıfları Haritası: Hisse, Tahvil, Altın, Nakit ve Ötesi
Para Nasıl Kazanılır? Fiyat Artışı, Temettü, Kira ve “Carry”
Saha Rehberi: Aracı Kurum Seçimi, Hesap Türleri ve Güvenlik
Emir Tipleri: Piyasa, Limit, Stop Emirler ve Yeni Başlayan Hataları
Görünmez Giderler: Komisyon, Spread, Vergi ve Fon Giderleri
Yatırımcı Hijyeni: Dolandırıcılar, “Garanti Getiri” Yalanları ve Sosyal Medya
Hisse Senedi 101: Ortaklık Ne Demek? (Haklar ve Riskler)
Tahvil/Bono 101: Alacaklı Olmak (Kupon, Vade ve Fiyatlama)
Faiz ve Tahvil İlişkisi: Faiz Artınca Tahvil Neden Düşer? (Duration)
Getiri Eğrisi (Yield Curve): Piyasa Gelecek Hakkında Ne Söylüyor?
Kredi Riski: Devlet Tahvili vs. Şirket Tahvili (Spread Mantığı)
Emtia ve Altın: “Güvenli Liman” Efsanesi Ne Zaman Çalışır?
Döviz: Bir Yatırım Aracı mı, Korunma Kalkanı mı?
Gayrimenkul: Kira Çarpanı, Likidite ve Bakım Maliyeti Gerçeği
Kripto Varlıklar: Volatilite, Saklama ve Temel Riskler
Yatırım Fonları ve ETF’ler: Neden Çoğu Kişi İçin En İyi Çözüm?
Fon Seçme Sanatı: TEFAS Analizi ve Doğru Kıyaslama Ölçütleri
ETF Mekaniği: Takip Hatası, Temettü Verimi ve Likidite
Çeşitlendirme: Korelasyon ve “Tek Hata Riski”nden Kaçınmak
Varlık Dağılımı (Asset Allocation): Getiriyi Belirleyen Asıl Karar
Zamanlama Stratejisi: Kademeli Alım (DCA) mı, Toplu Alım mı?
Rebalancing (Dengeleme): Portföy Bakımı Nasıl Yapılır?
Rutin Kontrol: Aylık/Çeyreklik Portföy Kontrol Listesi
Nakit Yönetimi: Fırsatlar İçin Ne Kadar Nakitte Beklemeli?
Vergi Çerçevesi: Beyan ve Vergilendirme Konusunda Temel Yaklaşım
İlk Adım: 2-3 Varlıkla İşleyen Basit Bir Sistem Kurmak
Temel Analiz Giriş: Hisseyi Değil, Şirketi Anlamak
Gelir Tablosu: Büyüme, Marjlar ve Kârlılık Kalitesi
Bilanço: Borçluluk, Özsermaye ve Gizli Riskler
Nakit Akışı (Cash Flow): Muhasebe Kârı vs. Cebe Giren Nakit
Oranlar Sözlüğü: F/K, PD/DD, FAVÖK ve ROIC Nedir?
Değer Tuzakları: Bir Hisse “Ucuz” mu, Yoksa “Batıyor” mu?
Ekonomik Hendek (Moat): Rekabet Avantajı ve Fiyatlama Gücü
Sektör Analizi: Döngüsellik, Regülasyon ve Arz-Talep
Yönetim Analizi: Sermaye Tahsisi (Temettü mü, Büyüme mi?)
Katalizör Düşüncesi: Yatırım Tezi, Karşı Tez ve Tetikleyiciler
Makro 101: Faiz – Enflasyon – Büyüme Üçgeni
Merkez Bankaları: Para Politikası Varlık Fiyatlarını Nasıl Etkiler?
Temettü Stratejisi: Verim vs. Büyüme (Sürdürülebilirlik Testi)
Teknik Analiz Temelleri: Bir Araç Olarak Trend ve Destek/Direnç
Risk Yönetimi 201: Pozisyon Boyutu ve Stop Mantığı
Performans Ölçümü: Sharpe Oranı, CAGR ve Drawdown
Yatırım Günlüğü: Sonucu Değil, Karar Kalitesini Ölçmek
Davranışsal Finans: FOMO, Panik ve Anlatı Tuzakları
Faktör Yatırımı: Value, Momentum, Quality ve Low Volatility
Portföy Mimarisi: Barbell, Core-Satellite ve All-Weather Modelleri
Risk Parity: Varlığa Değil, Riske Yatırım Yapmak
Hedef Volatilite: Portföyü “Oynaklığa Göre” Ayarlamak
Korelasyon Krizleri: “Her Şey Aynı Anda Düştüğünde” Ne Olur?
Kuyruk Riski (Tail Risk): Kara Kuğu ve Sigorta Mantığı
Backtest Okuryazarlığı: Geçmiş Geleceğin Aynası mıdır? (Tuzaklar)
Strateji Değerlendirme: Bir Avantajınız (Edge) Var mı?
Risk of Ruin: Batma İhtimalinin Matematiği
Kelly Kriteri: Ne Kadar Risk Almalısınız? (Bahis Matematiği)
Piyasa Mikroskobu: Likidite, Slippage ve Piyasa Etkisi
Yatırım Politikası Belgesi (IPS): Kendi Kurallar Kitabınızı Yazın
Opsiyon Nedir? Call/Put, Vade ve Kullanım Fiyatı
Fiyatın İçinde Ne Var? İçsel Değer vs. Zaman Değeri
Moneyness Kavramı: ITM, ATM, OTM ve Olasılık Sezgisi
Amerikan vs. Avrupa Tipi: Erken Kullanım Hakkı Neden Önemli?
Atama (Assignment) Riski: Vade Sonu ve Temettü Senaryoları
Kârlılık Diyagramları: Payoff Grafikleri Nasıl Okunur?
Volatilite 101: Tarihsel Volatilite vs. Beklenen (Implied) Volatilite
Sigorta Mantığı: Opsiyon Primi Neden Var?
Delta: Yön Riski ve Olasılık Bağlantısı
Gamma: Hızın İvmesi (Neden Tehlikeli veya Yararlı?)
Ekonomik balon, yatırımcıların ileriye dönük spekülasyon yaparak, bir varlığın günümüzden ziyade gelecekte daha da yüksek fiyata satabilme beklentileri nedeniyle alım yapılarak o varlığın kendi içsel değerinin çok üzerine, fiyatının ise mantık ve ekonomi yoluyla açıklanamayacak seviyelere çıkmasıdır. (1. Madde)
Balonlar genellikle bir sektördeki büyümenin sürekli devam edebileceği inancıyla büyürler. Bu nedenle, yatırımcılar için o sektörde içsel değer, F/K oranı gibi anlık istatistikler önemini yitirir ve saçma değerlere ulaşır (2. Madde) (bu kısmı aklınızda tutmanız önemli.)
Peki balonlar nasıl patlar? Balonların patlamasının 2 temel nedeni vardır. İlki şirketlerin beklentiyi karşılayamamaları ve bilançolarında beklenilen kazancı elde edememeleri, ikincisi ise faiz oranlarının artması veya genel ekonominin kötüye gitmesi. Balonların patlamaları sonucunda etkilenen sektördeki varlıkların fiyatlarında büyük geri çekilmeler yaşanır ve fiyatlar tekrardan “makul” seviyelere ulaşır [18]. (3. Madde)
Dot-com Balonu
Yazıma öncelikle Dot-com balonunu anlatarak başlamak istiyorum. 1990’larda popülerleşmeye başlayan internet sektörü, yatırımcıların ve medyanın ileride çok daha fazla gelişeceğini düşünmeleri nedeniyle iyice büyüyor ve dışarıdan yüksek gelir beklentisiyle aşırı yatırım alıyor. Ayrıca Amerika Birleşik Devletleri’ndeki düşük enflasyon, hızlı GSYİH büyümesi, düşük faiz gibi ekonomik büyümelerin de katkısıyla “.com” girişimlerinin sayısı artıyor [17]. (1. Madde)
Bütün girişimlerin ve şirketlerin bir internet sitesi olması gerektiği düşünüldüğünden, yatırımcılar kâr etsin veya etmesin internet sitesine sahip şirketlerin gelecekte çok daha büyük olacaklarını düşündüklerinden hisse fiyatları uçup gidiyor. Ayrıca 1998’den itibaren internet tabanlı şirketlerin halka arzları artıyor, 1995 ve 2000 yılları arasında Nasdaq endeksi 1,000 puandan 5,000 puana çıkıyor. (2. Madde)
Ardından 2000 yılında, sermayenin yavaş yavaş yok olmaya başlamasıyla ve beklenen yüksek gelirler gerçekleşmediğinden ve şirketlerin finansal yapıları yavaş yavaş bozulmaya başladığından, piyasalarda büyük bir düzelme başlıyor. Balonun oluştuğu yıllardan önce, rekor düzeyde düşük faiz oranları, internetin yaygınlaşması ve teknoloji şirketlerine olan ilginin artması, özellikle başarı geçmişi olmayan yeni kurulan şirketlere sermayenin bolca akmasını sağladı. Değerlemeler hızla yükseldi ve sonunda para akışı durdu. Nasdaq 10 Mart 2000 ile 4 Ekim 2002 tarihleri arasında 5,048 puandan %76.81’lik bir düşüşle 1,139.90 puana düşüyor. Amazon, Cisco, Intel, Oracle gibi internet devlerinin hisse fiyatları ise %80’den fazla düşüşle karşılaşıyor [19]. (3. Madde)
Fakat bu duruma farklı bir açıdan bakarak günümüzden konuşalım. Amazon’un hisse fiyatı balonun patlamasıyla 3 dolardan 0.35 dolara düştü, günümüzde 245.05 dolar. Oracle’ın hisse fiyatı 46 dolardan 9 dolara düştü, günümüzde 245 dolar. Kısacası borsada, gerçekten yenilikçi ve gelecekte olması gereken bir boşluğu dolduran şirketler uzun vadede hak ettiği yere gelir. Burada Cullen Roche’ın sözünü hatırlatmak isterim: Borsa, her şeyin indirime girdiğinde tüm müşterilerin dükkandan kaçtığı tek pazardır.
Yapay Zeka (Balonu)
Gelelim günümüze. ChatGPT’nin ortaya çıkışının üstünden 3 yıl geçti. Bu yazıyı okuyorsanız büyük ihtimalle ChatGPT’nin ilk baştaki kapasitesiyle şimdiki kapasitenin arasında dağlar kadar fark olduğunu da biliyorsunuzdur. En basitinden ilk başta yalnızca belirli bir zamana kadar gerçekleşmiş şeyleri yalnızca yazı yoluyla paylaşabilen Yapay Zeka, günümüzde bileşik bir şekilde artarak yalnızca bir cümleden adeta kamerayla çekilmiş gibi videolar hazırlayabiliyor. İşte Yapay Zeka’nın bu hızlı yükselişi yalnızca kendi içinde kalmadı, borsaya da sıçradı. Bu yazıda da Yapay Zeka’nın hem dot-com balonu ile benzerlikleri hem de ondan ayıran temel farkları ele alacağım.
Peki bu “Yapay Zeka Yarışı” neden alevlendi? Şirketlerin Yapay Zeka’yı benimsemesinin temelde iki sebebi var: İlki, Yapay Zeka konusunda bir market olması ve doğru kullanımda şirket verimliliğini arttırması. İkincisi ise FOMO, yani Bir Şeyleri Kaçırma Korkusu. Bu maddeyi iki örnek ile daha somut bir hale getireceğim. Her dönemde şirketlerin benimsemesi gereken temalar vardır. Örneğin geçmişte Yahoo’nun piyasa değerindeki düşüşten büyük bir ders çıkaran Google, günümüzde anlık olarak en iyi Yapay Zeka modeline sahip. İkinci örnek olarak, Yapay Zeka konusu ile ilgili bir röportajda Mark Zuckerberg şöyle diyor: “AI bir balon olabilir ama ‘birkaç yüz milyar doları yanlış harcamak’ süper zekâya ulaşmak için buna değer. AI’nin bir balon olma ihtimali oldukça yüksek ve eğer birkaç yüz milyar doları yanlış harcamış olursak, bu elbette çok talihsiz olur. Ama şunu söyleyebilirim ki bence asıl risk diğer tarafta. En azından Meta gibi bir şirket için risk, biraz fazla agresif olmaktan ziyade yeterince agresif olmamakta yatıyor. [0]”. Hiç şüphesiz ki Yapay Zeka gelecekte de bizimle olacak fakat iş borsaya geldiğinde yapılan araştırmalara göre yatırımcıların %54’ü bir Yapay Zeka balonunun içerisinde olduğumuzu, %60’ı ise hisselerin şiştiğini belirtiyor [14].
2008 Amerikan konut fiyatı balonunun patlamasından önce durumu fark edip o zamanlar asla patlamayacağı düşünülen konut piyasasına karşı yatırım yapan ünlü yatırımcı Michael Burry, geçtiğimiz aylarda Yapay Zeka’dan faydalanarak hisselerinde büyük artışlar yaşayan Palantir ve Nvidia şirketlerine karşı da pozisyon aldığını duyurdu [15] [20].
Ayrıca ChatGPT’nin sahibi OpenAI’ın kurucularından Sam Altman da, 18 Ağustos 2025 tarihinde yaptığı bir röportajda Yapay Zeka endüstrisinin harcamalar nedeniyle bir balona doğru gittiğini söyledi.
Amerika Birleşik Devletleri’nin en büyük 500 şirketini barındıran S&P500 endeksinin Fiyat/Kazanç oranını takip eden Shiller F/K Oranı, 40.46 seviyelerinde. (Shiller F/K oranı, normal F/K oranlarına kıyasla hisse fiyatlarını son 10 yıldaki enflasyona göre ayarlanmış gelirlerle kıyaslar) Shiller F/K Oranının tarihsel geçmişini aşağıda görebilirsiniz:
Shiller P/E Ratio [16]Peki nedir bu Fiyat/Kazanç oranı? Bu oran, takip edilen değerin hisse senedi fiyatını, hisse başına kazancına (EPS) oranlayan ve bu hissenin mevcut piyasa fiyatının kazancına göre yüksek veya düşük olduğunu gösteren temel bir finansal ölçüttür. Örneğin, A şirketinin bir lot hissesi 58₺ fiyatla işlem görüyor ve son 12 aylık süreçte hisse başı kârı 3₺ ise, bu hissenin F/K oranı 58/3=19.3 olarak hesaplanır ve hisse senedi, şirketin 19.3 yıllık kârıyla fiyatlanmaktadır. Bu da demektir ki hissenin şu anki fiyatının mantıklı olabilmesi için yıllık kârını 19.3 sene boyunca daha devam ettirmesi gerekiyor. [1]
Shiller F/K Oranına bakıldığında, bir önceki zirvenin Dot-com balonunda oluştuğunu ve 44 seviyelerinde olduğunu görebilirsiniz. Peki gelelim Yapay Zeka devlerine ve F/K oranlarına:
Geçmişte genelde oyuncular için ekran kartı üreten ve Yapay Zeka’nın doğumuyla birlikte ekran kartına olan önemin artması nedeniyle hisse fiyatlarının da artmasına sebep olan Nvidia şirketinin F/K oranı anlık olarak 45.69. Yani şu anki kârını 45.69 yıl boyunca devam ettirmesi gerekiyor.
Büyük veri analizi ve Yapay Zeka alanında yazılım platformları geliştiren; özellikle hükümetler (savunma, istihbarat) ve büyük şirketler için karmaşık veri setlerini anlamlandırmaya ve karar vermeye yardımcı olan sistemler sunan Palantir şirketinin ise F/K oranı anlık olarak 743.86! Palantir hisselerinin anlık fiyatına bakıp satın alan yatırımcılar, şirketin yıllık kâr seviyesini 743 yıl (+11 ay) devam ettirebileceğini düşünüyorlar…
Son olarak sektöre bir genel bakış yapmak isterim. Yapay Zeka şirketlerinin geneline yatırım yapan “Global X Robotics & Artificial Intelligence” fonunun F/K oranı 37.12, S&P 500 Informasyon Teknolojisi Endeksi’nin F/K oranı 40.22.
Bu oranların daha derin bir araştırmaya gerek kalmadan ne kadar saçma olduğu ortada. Fakat bu çok açıkken bu şirketlerin hisse fiyatları nasıl oluyor da artmaya devam edebiliyor? Çünkü şirketler hâlâ kâr beklentilerini pozitif olarak aşıyorlar. Örneğin Nvidia şirketinin geçtiğimiz ay açıklanan bilançosuna göre, şirketin bir yıllık geliri 54.9 milyar dolar olan beklentileri aşarak 57 milyar dolar açıklandı. Peki bu getiriler gerçekten sürdürülebilir mi? İşte bu noktada işler kızışmaya başlıyor.
Öncelikle Yapay Zeka’nın enerji ihtiyacı günden güne artıyor. Bu nedenle de tek mantıklı çözüm nükleer enerji olarak gözüküyor. Öyle ki OpenAI kurucusu Sam Altman’ın da ortağı olduğu nükleer enerji şirketleri bile mevcut. Bu ihtiyaç yüzünden Yapay Zeka ile birlikte Küçük Modüler Reaktörler başta olmak üzere nükleer enerji şirketlerinin fiyatları da epey arttı. Yalnızca OpenAI’a gerekli enerji miktarı 26 nükleer enerji santraline eşdeğer. Genel olarak Yapay Zeka’ya bakıldığında ise 2030 yılına gelindiğinde 7 trilyon doların yalnızca enerji ihtiyacına harcanması bekleniyor [2]. Buna kıyasla ABD’nin 2024 yılındaki sermaye harcaması 8 trilyon dolardı [3] .
Fakat enerji ihtiyacından da daha kritik nokta, döngüsel yatırımlar. Aşağıdaki grafikte Yapay Zeka şirketlerinin birbirlerine yaptığı yatırımları görebilirsiniz [4]:
Burada en önemli nokta, yapılan her anlaşmanın açıklanmasının ardından anlaşmayı yapan iki şirketin hisse fiyatlarının da artması. Yukarıdaki grafiğin paylaşılmasının ardından bile anlaşmalar yapılmaya devam edildi ve sanki hiçbir şey olmamış gibi hisse fiyatları artmaya devam etti. Bu döngüsel yatırımın ortasında bulunan ve en çok anlaşma yapan şirket ise yukarıda bahsettiğim Nvidia. Grafik incelendiğinde Nvidia’nın büyük küçük fark etmeden her şirkete yatırım yaptığı ve karşılığında dolaylı da olsa yatırım aldığı görülüyor. Bu durumu küçük bir örnekle daha netleştirmek istiyorum. Bir kazma satıcısı düşünün. Bu satıcı, normalde olması gereken gibi kazma satmanın ötesinde; altın madencilerinin kendi dükkanından kazma almaları için onlara para veriyor. Bu durumun aynısı yukarıda görülebileceği üzere Yapay Zeka şirketleri arasında da mevcut.
Yapay Zeka’nın bir balon olduğunu düşünenlerin en büyük argümanı da bu. Dot-com balonu zamanında da bu tür döngüsel yatırımlar özellikle Nortel gibi şirketler arasında ünlüydü. (Nortel hisseleri Dot-com balonu ile birlikte 87 dolar seviyesine ulaşmış, balonun patlamasıyla birlikte de pratik olarak 0’a inmişti [5].) Peki bu kadar fazla yatırımın sonu ne olacak? Bu balon sonsuza kadar büyüyecek mi? Tabii ki hayır. Yapılan yatırımlar, beraberinde gelir hedeflerini de getiriyor ve balonların da sonunu önceden dediğim gibi beklentiyi karşılamamak getiriyor. Yapılan araştırmalar, Yapay Zeka şirketlerinin beklentileri karşılayabilmeleri için 2030 yılına gelindiğinde yıllık gelirlerinin 2 trilyon dolar civarında olması gerektiğini öngörüyor [6]. Kıyaslama yapmak gerekirse bu miktar; Microsoft, Meta, Google, Amazon, Apple ve Nvidia’nın 2024 yılı gelirlerinin TOPLAMINDAN daha fazla. Buna karşılık ise Citi Group’un araştırmasına göre 2025 yılında Yapay Zeka gelirinin yalnızca 43 milyar dolar olacağı öngörülüyor [7].
Büyük teknoloji şirketleri agresif bir şekilde CAPEX harcamaları (CAPEX (Capital Expenditure) harcaması, bir şirketin uzun vadeli büyüme ve operasyonel kapasitesini artırmak amacıyla fiziksel varlıklar satın almak, yükseltmek veya sürdürmek için yaptığı büyük yatırımlardır.) yaparken, Oracle’ın yeni Yapay Zeka veri merkezlerindeki brüt kâr marjının yalnızca %14 civarında olduğu bilgisi, bu yatırımların geri dönüşünün ne kadar zor olabileceğini göstermektedir [23]. Hesaplamalara göre, yapay zeka şirketlerinin yatırdıkları sermayeyi geri kazanabilmeleri için (baz senaryoda), yıllık yaklaşık 250 milyar dolar AI geliri yaratmaları beklenmektedir. [23]
Gelelim olası senaryolara. Öncelikle Yapay Zeka’nın bu getirileri elde edebilmesi için gereken enerji altyapısını kurmak başlı başına uzun süren bir iş. Ekonomi, insanların sınırsız ihtiyaçlarını, mevcut kaynakların kıtlığı (yetersizliği) nedeniyle nasıl karşılayacaklarını inceleyen sosyal bilimdir; kıtlık ise, sınırsız insan isteklerine karşılık üretim faktörlerinin yetersiz kalmasıdır. Kişisel görüşüme göre Yapay Zeka sektöründe, enerji kıtlığı ve bu kıtlığın çözülmesi için gereken süre arasında bir ikilem mevcut. Nükleer santraller hızlı bir çözüm olabilir gibi gözükse de, örneğin ABD’de Nükleer Reaktör başvurularının kabulü bile tek başına 5 yıl sürebiliyor [8].
Bir diğer önemli nokta ise OpenAI. Yukarıdaki grafikte en büyük daire olan Nvidia’nın alternatifleri mevcut olsa da, her şirketin görece çok da büyük olmayan OpenAI ile de anlaşma yapması, Yapay Zeka ekosisteminin küçük bir şirkete (OpenAI özel bir şirket ve son yatırımlara göre şirketin değeri 500 milyar dolar, buna kıyasla Nvidia’nın değeri 4.5 trilyon dolar) bağlı olması. Neredeyse bütün Yapay Zeka şirketleriyle anlaşma yapan OpenAI’ın, anlaşmaları sürdürememesi durumunda Yapay Zeka ekosistemindeki diğer şirketler, planlarını revize etmek zorunda kalabilir. OpenAI ise bu konumda, en azından dışarıdan bakıldığında, ABD hükümetinden gelebilecek desteğe de güveniyor gibi görünüyor. Tabii ki böyle bir olası durumda kârlı çıkacak şirket Microsoft’tur. OpenAI hisselerinin ortalama %25’ini elinde tutan Microsoft, olası bir durumda OpenAI’ı tamamen satın almaya çalışabilir fakat bu durum yalnızca Microsoft için olumlu olur.
Fark ettiğiniz üzere yazım boyunca ABD dışında bir ülke söylemedim fakat üçüncü senaryomuz ABD’nin rakibi Çin hakkında. Aslında şimdi düşününce yazım boyunca Çin’den bahsetmememin, bu senaryonun gerçekleşme olasılığının göz ardı edilmemesi gerektiğini gösteriyor. Halka açık Yapay Zeka şirketlerinin neredeyse hepsi Amerika Birleşik Devletleri’nde ve kimse Çin’in Yapay Zeka konusunda ne yaptığını bilmiyor. Çin adeta bir kara kutu gibi fakat buna rağmen ABD Yapay Zeka savaşını kazanmak için Çin’e çip gönderimini olabildiğince kısıtlamaya çalışıyor. En son Çin’den gelen ve ABD borsalarını bir günde alt üst eden şey DeepSeek olmuştu. O güne kadar ülkeler arası rekabet gözükmemesi nedeniyle ABD tarafında optimizasyona çok dikkat edilmiyordu ve bu nedenle DeepSeek’in açıklandığı gün, piyasaya rakip ülkeden bir modelin de girmesiyle beraber Nvidia aynı gün %17, S&P 500 Teknoloji Endeksi ise %5.6 düştü [11]. Ayrıca Çin’de de ABD’ye olan bağımlılığın azalması için örneğin Huawei’nin ürettiği Ascend çipleri gibi çipler üretiliyor [12]. Çin’in bir diğer kozu ise açık kaynak. ChatGPT ve Gemini gibi menşei ABD olan Yapay Zeka kıyasla Çin, piyasayı ele geçirmek için daha farklı bir rota izlemesi gerektiğinin farkında ve bu nedenle örneğin DeepSeek, açık kaynak olarak yayınlandı. İsteyen insanlar DeepSeek’i bilgisayarına “indirip” çevrimdışı olarak kullanabiliyordu [13]. [21]
Bütün dış etkenlerden bağımsız olarak Yapay Zeka’nın sorunlarına bakıldığında ise en büyük sorun kesinlikle veri sınırı. Yapay zeka dünyasının önde gelen isimleri, son 5 yıldır süregelen “daha büyük model, daha fazla veri, daha çok işlem gücü” stratejisi olan ölçekleme yasalarının sınırlarına yaklaşıldığını belirtmektedir. OpenAI’ın kurucu ortağı Ilya Sutskever, “veri Yapay Zeka’nın fosil yakıtıdır” demiş ve internetteki zirve veriye ulaşıldığını, sadece büyütmenin artık yetmeyeceğini dile getirmiştir [24].
Her ne kadar Yapay Zeka da Dot-com balonuna birçok yönden benzese de, benzemediği yönleri de mevcut. Örneğin Dot-com balonunun aksine, az önce bahsettiğim gibi Yapay Zeka şirketlerinin sahip olduğu değerlemelerin çoğunu destekleyen finansallar ve kazançlar da mevcut. Piyasa geneline bakıldığında ise Morgan Stanley, S&P 500 şirketlerinin şu anda değerlemelerine oranla ürettikleri nakit akışının, 2000 yılındaki dot-com balonunun patlamasından önceki döneme kıyasla üç kat daha fazla olduğunu belirtti [9]. Ayrıca 2000 yılında teknoloji şirketlerinin %36’sının zarar ettiği döneme kıyasla, günümüzdeki teknoloji şirketlerinin yalnızca %19’u zarar ediyor [10]. Nvidia, Microsoft, Google gibi Yapay Zeka devleri yıldan yıla %30 ile %80 arasında devasa gelir artışları kaydediyor [22].
Dot-com dönemindeki perts.com, Webvan gibi birçok şirket neredeyse hiç geliri yokken milyar dolarlık değerlemelere sahipti. Günümüze bakıldığında OpenAI ve XAI gibi şirketler ise bundan farklı olarak milyarlarca dolar düzeyinde gelir elde ediyor [22]. Aynı zamanda Yapay Zeka; veri merkezleri, enerji vs. gibi altyapılar gerektirmesi nedeniyle reel ekonomiyle de yakından ilişkilidir ve yalnızca ürünleriyle değil, bu ürünleri inşa etme süreciyle de ekonomide değer yaratmaktadır. Dot-com balonunda altyapı olarak internet gerekse de, piyasa beklentileri ile reel ekonomideki uygulama arasındaki fark çok daha yüksekti [22]. Google, Microsoft, Nvidia gibi şirketlerin aynı zamanda borç/özkaynak oranı da %5 ila %30 civarında olup, bu şirketler kasalarında büyük nakit pozisyonlar bulunmaktadır.
Son olarak, günümüzde irrasyonel gözüken Yapay Zeka piyasasına karşı, John Maynard Keynes’in sözünü hatırlatmak isterim: “Piyasalar siz iflas edene kadar irrasyonel kalabilir.”
Her yıl Aralık ayında, bir sonraki yıl için kendime koyacağım hedefleri belirleyecek ve aynı zamanda bir önceki yıl koyduğum hedeflerin ne kadarını gerçekleştirdiğimi değerlendireceğim. Bu sayede hem yıl boyunca odaklanabileceğim somut amaçlarım olacak hem de boş vakitlerimde bu hedeflere dönüp hangi alanlara yoğunlaşmam gerektiğini açıkça görebileceğim.
2026 yılı için kendime koyduğum hedefler şunlar:
Okuduğum bölümde girdiğim tüm sınavları başarıyla geçmek; hiçbir sınavdan kalmamak.
Blog sitemde düzenli olarak içerik paylaşmaya devam etmek.
Bana pasif veya yarı-aktif gelir sağlayabilecek küçük çaplı bir girişim başlatmak.
Kitap okuma alışkanlığımı yeniden kazanmak ve mümkün olan her gece 30–60 dakika kitap okumak.
Yıl sonuna kadar yatırım portföyümü 1,000,000 TL seviyesinin üzerine taşımak (güncel kurla yaklaşık 23,600 USD).
Yıl genelinde S&P500 endeksinin getirisini en az ikiye katlamak.
Sosyal medya kullanımımı mümkün olduğunca sıfıra indirmek; doom-scrolling’i tamamen bırakmak ve yalnızca arkadaşlarımın gönderdiği veya takip ettiğim kişilerin paylaştığı içeriklere göz atıp telefonu kapatabilmek. Bu hedefe genel olarak telefon kullanımı da dahil. Günlük 2 saatten fazla telefona bakmak istemiyorum.
Eksiksiz olarak günlüğümü yazmak.
Önümüzdeki senenin aralık ayında gelip, neleri başarıp neleri başaramadığımı detaylıca yazacağım.
Orhan Bengin Epözdemir | Finans ve Ekonomi Üzerine Notlar
Doğrudan gelen kutunuza teslim edilen seçilmiş içerikler ve en yeni başlıklarla her şey haberdar olun. Bir adım önde olmak ve hiçbir şeyi kaçırmamak için hemen abone olun!