Liberal Demokrasi Nedir?

1. Prensip: Temel Hak ve Özgürlükler Bunların en temeli; yaşama hakkı, ifade özgürlüğü ve bireyin devlet karşısında doğuştan sahip olduğu haklardır. Bütün ideolojiler kâğıt üzerinde yaşama hakkı ve ifade özgürlüğünü savunsalar da geçmişe ve bugüne bakıldığında; ülkenin başındaki lidere en ağır eleştirileri, hatta sert hakaretleri yöneltebilen ve bundan dolayı cezalandırılmayan ülkeler liberal demokrasilerdir. Bunun nedeni, başkalarının hakkını gasp etmeyen sözlü bir ifadenin de özgürlük kapsamında değerlendirilmesidir. Sadece sözlü bir tepki, birinin canına veya malına fiziki zarar vermediği sürece kişi zarar görmez. Kısacası bireyler; başkalarının canına, malına ve özgürlüğüne zarar vermediği sürece istediğini yapma hakkına sahiptir ve bu devleti ilgilendirmez! Liberalizmi sosyalizm ve komünizm gibi totaliter rejimlerden ayıran da budur. Komünizmde toplum bireylerden oluşmasına rağmen toplum bireyden üstün tutulur ve sözde toplumun yararına bireyin özgürlüğü kısıtlanabilir. Bu durum aslında felsefi bir çelişkidir (Bütünleme Safsatası); çünkü toplumu oluşturan, bireyin bizzat kendisidir. Liberalizmde devlet, kişinin sadece kendini ilgilendiren seçimlerine karışamaz.

2. Ekonomik Özgürlük ve Serbest Piyasa Komünizmi tanımlayan ve liberalizmden ayıran en net maddelerden biridir. Ülkenin varlığını bir pasta olarak düşünürsek; komünizm pastayı eşit parçalara bölmeyi savunurken, liberalizm pastayı büyütmeye ve bu sayede en küçük parçanın bile vatandaşı refaha ulaştırmasına odaklanır. Bu prensibe göre devlet, elini hizmet sektöründen (vatandaş ile alışveriş yapılan her sektörden) çekmelidir. Bu durum ilk başta korkutucu duyulabilir çünkü “serbest piyasa” genellikle yanlış anlaşılan bir terimdir. Serbest piyasa, bireylerin piyasaya girişinin önündeki engellerin olmaması demektir. Devletin ekonomideki rolü sadece oyunun kurallarını koymak, haksız rekabeti engellemek, tekelleşmenin karşısında durmak ve dolandırıcılığı sınırlandırmaktır. Peki, fakir vatandaşlar ne olacak? Komünizm burada doğrudan devletin ekonomiyi ele almasını savunurken, liberaller (örneğin Milton Friedman’ın önerdiği “eğitim kuponları” veya “negatif gelir vergisi” gibi sistemlerle) vatandaşa, serbest piyasada kendi seçimleri doğrultusunda kullanabilecekleri destekler vermeyi savunur. Böylece risk alıp işyeri açan, üreten kimseler taciz edilmez. Devletin hantal yapısıyla piyasaya müdahale etmesi, o piyasadaki girişimcileri batırır. Komünizmde insanlar toplum adına devlet zoruyla çalıştırılırken, liberalizm kimsenin emeğine ve seçimine ipotek koymaz.

3. Prensip: Sınırlı Devlet Türkiye’de liberalizmin tam anlamıyla yerleşememesinin temel nedeni bu prensibin anlaşılamamasıdır; çünkü Türkiye’de her şeyi devletten bekleme ve devlete sığınma kültürü hakimdir. Oysa devlet, girdiği sektörlere yarardan çok zarar verir. Devlet hantaldır ve kaliteli hizmet vermek için rekabet etmek zorunda hissetmez, çünkü gücünü tekel olmasından alır. Liberalizme göre devlet, doğası gereği yasal bir şiddet ve zor kullanma tekeline sahiptir; tam da bu nedenle sınırlandırılması hayati önem taşır. Devletin temelde üç görevi olmalıdır: Adalet, iç güvenlik ve dış güvenlik. Bunların dışındaki alanlar özel sektöre bırakılmalıdır. Peki, Türkiye’deki gibi devletin kendi tekelindeki alanları bile denetlemekten aciz olduğu durumlarda ne yapılmalıdır? Liberteryen (radikal serbest piyasacı) bir yaklaşıma göre çözüm, denetimin de rekabetçi özel sektöre bırakılmasıdır. Bunun temel nedeni devletin hesap vermemesidir. Soma faciası, “Asrın Felaketi”, Amasra Maden Kazası, Çorlu Tren Katliamı, Kahramanmaraş depremi… Bunların hepsi kâğıt üzerinde devletin denetimindeydi fakat devlet kurumları bir bedel ödemedi, kimse istifa dahi etmedi! Oysa bunları sigorta şirketleri gibi özel kurumlar denetleseydi ve olası facialarda devasa maddi yükümlülüklerin altına girecek olsalardı, denetimler çok daha acımasız ve kusursuz yapılırdı. Aynı zamanda sınırlı devlet anlayışı, düşük vergi demektir; ki bu da doğrudan işçinin ve üretenin cebine, dolayısıyla refahına yarar.

4. Prensip: Hukukun Üstünlüğü Hukukun sembolü olan Mitoloji’deki Adalet Tanrıçası’nı düşünün: Gözü bağlıdır (önyargıdan uzak ve tarafsız), terazi tutar (savunma ve iddia makamını eşit görür) ve diğer elinde kılıç vardır (adaletin verdiği kararların caydırıcılığını ve otoritesini temsil eder). Sizce bu figürün betimledikleri hangi ülkelerde uygulanabilmektedir? Totaliter rejimlerde mi? Yoksa hâkim ve savcıların devleti temsil ettiği, terazinin bir kefesinin ağır bastığı ve tanrıçanın gözünün açık olduğu ülkelerde mi? Asla. Liberaller hukukun üstünlüğünün tam, tarafsız ve istisnasız uygulanmasından yanadır. Bu nedenle, hukukun üstünlüğünü ve hesap verebilirliği sağlamak için yargının siyasetten tam bağımsız olması şarttır. Hatta radikal bir şeffaflık adına, adalet ve güvenlik kurumlarının başındakiler doğrudan halka hesap vermeli, belki de yerel düzeyde doğrudan halk tarafından seçilmelidir.

5. Prensip: Bireycilik Liberalizmin temel taşı bireydir. Toplum soyut bir kavramdır, kendi başına nefes almaz; onu somut kılan şey bireylerdir. Birey devletin kulu değil, devlet bireyin aracıdır. Devletin asıl ve yegâne varlık sebebi bireyin yaşamını, mutluluğunu, mülkiyetini ve özgürlüğünü korumaktır.


Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Orhan Bengin Epözdemir | Finans ve Ekonomi Üzerine Notlar sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin